JoomlaLock.com All4Share.net

KURBAN İBADETİ ve MAHİYETİ

Kurban İbadeti ve Mahiyeti

Kurban İbadeti ve Mahiyeti - Abdülkadir Visâlî

Sayı : 117 - Eylül 2017

 

Kurban İbadeti ve Mahiyeti

 

Yaklaşmak, Allah’a yakın olmaya vesile olan şey anlamına gelen “kurban” kelimesi, dini terim olarak, Allah rızasını kazanmak amacı ve ibadet niyetiyle belirli vakitte, belirli nitelikleri taşıyan hayvanı usulünce kesmek demektir.

Kurban ibadeti, hem sözlük manasından hem de ıstılahî manasından anlaşılabileceği gibi bizi Allah’a yaklaştırıcı bir ibadet sayılmıştır. Allahu Teala, Kur’an-ı Kerim’de;

“Onlara Âdem’in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyla oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine): Seni öldüreceğim, demişti. Diğeri ise şöyle demişti: Allah, yalnız kendisinden korkanlardan (kurbanlarını) kabul eder.” (Mâide 5/27) ayetiyle Habil ile Kabil arasında geçen kıssayı bize bildirmiş ve bu ibadetin ilk insanlardan vahyin nazil olduğu güne kadar süre geldiğini bildirmiş, bize emredilmiş olması dolayısıyla da kıyamete kadar devam edeceğini haber vermiş oldu. 

“Biz, her ümmete -(kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, ilâhınız, bir tek ilâhtır. Öyle ise, O’na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazı insanları müjdele!” (Hac 22/34) ayetinde de yukarıdaki manayı teyid edercesine uygulamaları şeriatlere göre farklı olsa da her ümmete kurbanı emrettiğini bizlere bildirmiştir. 

Ömer Nasuhi Bilmen Hazretleri ayeti şöyle tefsir buyurmuşlar; “Bu mübarek ayetler, vaktiyle diğer ümmetler için de kurban kesip Allah’ı anmada bulunacakları mahaller tayin buyrulmuş olduğunu bildiriyor, bütün milletlerin ilâhı, yalnız Allah Teala olup ancak O’na kullukla mükellef bir halde ibadet ve itaatte bulunan kulların vasıflarını bildirerek kendilerini müjdeliyor. Kurbanların dinî alâmetlerden olup ne şekilde kesileceklerini ve onlardan nasıl istifade edileceğini ve kimlere etlerinin dağıtılacağını Allah’ın rızasını kazanmaktan ve ilâhi ihsana karşı şükür sunmaktan ibaret bulunduğunu beyan buyurmaktadır.” 

İmamı Azam Ebu Hanife’ye göre Zilhicce ayının on, on bir ve on ikinci günlerinde akıllı, buluğa ermiş ve nisap miktarı (80.18 gram altın veya bu değerde para veya ticaret malı) para veya servete sahip olan mukim müslümanlar kurban kesmekle yükümlüdür. İmam Şâfiî, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel’e göre de diğer şartları taşımakla birlikte dinen yolcu sayılan kimseler de kurban kesmekle yükümlüdürler.

Zekât ile yükümlü olmak için nisap miktarı malın artıcı nitelikte olması ve üzerinden bir yıl geçmesi şartı olmasına karşılık, kurban ibadeti ile yükümlü olmak için bu şartlar aranmaz. Bir kimse Kurban Bayramı’nın üçüncü günü akşam vaktine kadar nisaba malik olsa kurban kesmek onun üzerine vacib olur.

Kurban kesmek İmamı Azam Ebu Hanife’ye göre vacip, İmam Muhammed, İmam Ebu Yusuf, İmam Şafiî, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel’e göre sünnet-i müekkededir. Hükmünün vacip veya sünnet-i müekkede olması, uygulamaya bir etki yapmamaktadır. Zira her iki görüş sahipleri de gücü yeten kimsenin kurban kesmelerini öngörmektedir. Ulema-i izam hazeratı imkânı olanların kurban kesmeyi terk etmelerine ruhsat vermemişlerdir.

“Kim imkânı olduğu halde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın.” mealindeki hadis, İmamı Azam’ın bu konudaki görüşünün dayanaklarından biridir. Hadisin, Ebu Hanife’ye delil oluşu şu yoruma dayanmaktadır: “Hadiste yer alan böylesine güçlü bir uyarı, ancak vacip olan bir ibadetin terki konusunda yapılmış olabilir. Kurban vacip olmasaydı terk eden kimse için Hz. Peygamber böyle bir ifadeyi kullanmazdı.” Ebu Hanife’ye göre kurbanın vacip olduğunun diğer bir delili Peygamberimiz’in kurban kesmeyi hiç terk etmemiş olmasıdır. Ayrıca, Hz. Peygamber’in, Ebu Bürde’ye namazdan önce kestiği kurbanın yerine bir başkasını kesmesi gerektiğini söylemiş olması da, kurbanın vacip olduğunu gösteren bir delildir.

İmam Azam Hazretleri ayrıca Efendimiz’in; “Kim (bayram) namazını kılmadan önce kurbanını kesmişse, yerine bir diğerini kessin. Kurbanını henüz kesmemiş olan da ‘Bismillah’ diyerek kessin.” şeklindeki hadisini de kurbanın vücubuna delil saymıştır.

Kurbanın müekked sünnet olduğunu söyleyenlerin delilleri ise bu konuda Kur’ân-ı Kerim’de açık bir emrin bulunmaması ve Peygamberimiz’in bazı hadisleridir:

“Bilinen on gün (Zilhiccenin on günü) girdiği vakit kurban kesmek isteyen kimse, (kurban edeceği hayvanın bedeninden) bir kıl almasın, bir tek tırnak kesmesin.”

“Bu hadiste Peygamberimiz ‘kurban kesmek isteyen kimse’ ifadesiyle kurban kesmeyi kişinin iradesine bırakmıştır. Bu da kurban kesmenin vacip olmadığını ifade eder.” demişlerdir.

Bugün anladığımız manada kurban ibadeti, Hazreti İbrahim peygamberden bize kadar devam eden bir uygulamadır. Hz. İbrahim, bir oğlu olduğu takdirde en sevdiği şeyi Allah’a kurban etmeyi adamıştı. Zaman geçip oğlunun dünyaya gelmesinden sonra, kendisine bu ahdi rüyasında hatırlatılmış; İbrahim (as) rüyasını, oğlunu kurban etmesi gerektiği şeklinde yorumlamış ve büyük bir imtihan karşısında olduğunu anlamıştı. Hz. İbrahim hiç tereddüt göstermeden bu konuyu eşi Hz. Hacer’e ve oğlu Hz. İsmail’e açmış; ailecek bu emre itaat edip büyük bir teslimiyetle ilâhî emri yerine getirmeye yöneldikleri sırada, yüce Allah, onların bu bağlılıklarına karşılık Hz. İsmail yerine bir koçun kurban edileceğini Cebrail vasıtasıyla kendisine bildirmişti: “(Ve O’na) O boğazlanması emredilmiş olan oğul için (bir büyük) temiz, kadri yüce (kurbanlık bedel verdik) o oğulun boğazlanması kaldırıldı, O’nun yerine öyle bir hayvanın kurban olarak kesilmesi emredilmiş oldu.” (Saffat 37/107) Deniliyor ki: “Bu kurban kesilecek hayvan, vaktiyle Habil’in Allah’a sunduğu kurban idi ki, cennette otlatılmakta bulunmuş idi.” Doğrusunu Allah bilir.

Kur’an’da kurban kesilmesi emredilmektedir: “Rabbin için namaz kıl, kurban kes.” (Kevser, 108/2). Ekser ulema bu âyetteki “venhar” emrinin, “kurban kes” anlamına geldiğini ifade etmişlerdir. Kurban ibadetinin kesin dayanağı, konu ile ilgili Peygamberimiz’in sözleri ve uygulamalarıdır. Kurban ibadeti; hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Peygamberimiz (as) birçok hadisinde kurban kesilmesini teşvik etmektedir: “Âdemoğlu kurban bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmaz. Şüphesiz ki kesilen kurban kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnakları ile gelir. Hiç şüphe yok ki kesilen kurban, kanı yere akmadan önce Allah katında kabul görür. Öyleyse gönüllerinizi kurban ile hoş ediniz.”

Peygamberimiz (as) Medine’de on yıl ikamet etmiş ve her yıl kurban kesmiştir. Enes (ra) anlatıyor: “Rasulullah, yedi deveyi kurban olarak eli ile ayakta kesti. Medine’de ise, boynuzlu ve alacalı iki koç kurban etti. Rasulullah (as) keserken tekbir getiriyor, besmele çekiyor ve ayağını hayvanların boyunlarının üzerine koyuyordu.”

Diğer bütün ibadetlerde olduğu gibi kurbanda da niyet ve ihlas şarttır. İhlas, bir işi, bir ibadeti sadece Allah’ın rızasını kastederek yapmaktır. Kur’an-ı Kerim’de; “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır.” (Hac 22/37) anlamındaki ayet, bütün ibadetlerin temel şartı olan ihlasa kurban cihetinden de vurgu yapmaktadır. Sevgili Peygamberimiz de, bu hususu şöyle ifade etmektedir: “Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise, eline geçecek olan ancak odur.”

Dinen kurban edilebilecek hayvanlar; koyun, keçi, sığır, manda ve devedir. Bunların dışındaki hayvanlardan kurban edilebileceğine dair bir delil yoktur. Kurbanlık hayvanlardan koyun veya keçi ancak bir kişi tarafından kurban edilir. Bunun yanında sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Ortakların tek veya çift olmalarında da bir sakınca yoktur. Ortakların iştirakiyle kesilen kurbanlarda, ortakların hepsi ibadet niyetiyle katılımda bulunmalıdırlar. İçlerinden herhangi biri ya da birilerinin akika ya da adak kurbanlarına niyet etmesi, diğerlerinin de vacip olan kurbana niyet etmelerinde bir sakınca yoktur. Fakat ortaklardan biri herhangi bir şekilde kurban niyetiyle değil de, et alma kastıyla kurban kesimine iştirak ederse, bu durumda diğerleri de niyet ettikleri kurbanları kesmiş sayılmazlar. Onun için kişi kimle ortaklık yaptığına dikkat edilmeli. Unutulmamalıdır ki faize bulaşmış, abdest namazdan bihaber, haram ile arasında kesin hudutlar bulunmayan kimselerle ortaklık da son derece tehlikelidir. Çünkü bu tip işlerle iştigal eden kimsenin sahih bir niyette bulunabilmesi çok zor ihtimaldir. Zira amelinin bozukluğu niyetinin de bozukluğuna işaret eder.

Koyun ve keçi cinsi hayvanlar, bir yaşını doldurduktan sonra kurban edilebilir. Koyunun, altı ayını tamamladığında, bir yaşını doldurmuş, diğer koyunlar gibi semiz ve gösterişli olanı da kurban edilebilir. Sığır ve manda cinsinden olan hayvanlar iki yaşını, deve ise beş yaşını doldurduktan sonra kurban olarak kesilebilir.

Kurban bir ibadet olduğu için kurbanlık hayvanların, kurban olmaya mani kusurları taşımaması gerekir. Bu kusurlar Peygamberimiz’in hadislerinde; “Topallığı açıkça belli olan, körlüğü açıkça belli olan, hastalığı açıkça belli olan hasta ve iliği kurumuş derecede zayıf olan hayvanlar kurban edilmez.” şeklinde ifadesini bulmuştur. Ayrıca bu hadisin ışığı altında, kurbanlık hayvanın kurban olmasına mani kusurları şöyle özetlenebilir: İki veya bir gözü kör, aşırı derecede zayıf, yürüyemeyecek derecede kötürüm ve topal, kulağının ve kuyruğunun üçte birden fazlası kopmuş, dişlerinin yarıdan fazlası dökülmüş, doğuştan kulağı olmayan, koyun ve keçide bir, sığırda iki memesi kurumuş, ağır hasta olan hayvanları kurban etmek caiz olmaz.

Diğer taraftan kurban edilecek hayvanın, sağlıklı, azaları tamam ve besili olması, ibadetin gaye ve mahiyetine uygun olduğu gibi, sağlık kurallarına da uygun düşer. Bu itibarla kurbanlık satın alırken, kusurlu olup olmadığına dikkat etmek gerekir.

Kurban, bayram namazı kılınan yerlerde, kurban bayramının ilk üç günü bayram namazının kılınmasından sonra, üçüncü günü akşamına kadar olan süre zarfında kesilebilir. Bayram namazı kılınmayan yerlerde ise, aynı süre içinde sabah namazı vaktinden itibaren kurbanlar kesilebilir. Arefe günü veya bayramın ilk üç gününden sonra kurban kesmek caiz olmaz. Nitekim bir hadiste Hz. Peygamber: “Bugünümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazını kılmak, sonra (evlerimize) dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yaparsa sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim (namazdan) önce kurban keserse, o ancak ailesine bir et sunmuş olur. Bu kestiği kurban olmaz.” buyurmuşlardır.

Kurbanın rüknü, kurban edilmesi caiz olan hayvanlardan birini kesmek olduğundan, kurbanın bedelinin yoksullara verilmesiyle kurban kesilmiş olmaz. Bu şekilde verilen para sadaka olur. Efdal olan kişinin kurbanını bizzat kesmesidir, çünkü Peygamberimiz (as), kurbanlarını bizzat kendisi kesmiştir. Bir kimse kurbanını bizzat kesemiyorsa, o zaman ehil birine vekâlet vererek kurbanını kestirir. Kendisi de mümkünse orada hazır bulunur. Kurbanı kesen kimse, kurbanlık hayvana eziyet vermemelidir. Ehil olmayan kişiler kurban kesmemeli ve kesim esnasında hayvana eziyet edilmemelidir.

Kesim esnasında hayvan yere yatırılırken, “Ben hakka yönelen birisi olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim, ben Allah’a ortak koşanlardan (müşriklerden) değilim.” (En’am 6/79) ve “Şüphesiz benim namazım, ibadetim (kurbanım) hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am 6/162) mealindeki ayetleri okur. Kurban kesen kişi devamla, “Allahuekber Allahuekber, la ilahe illallahu vallahu ekber, Allahuekber velillahi’l-hamd” der, ara vermeden “Bismillahi Allahuekber” diyerek kesimi yapar. Usulüne göre kesim işlemi, hayvanın yemek ve nefes boruları ile iki şah damarının kesilmesi ile gerçekleşir. Hayvan henüz ölmeden başını bedeninden ayırmak ve derisini yüzmeye başlamak, uygun bir davranış olmaz. Kurban kesildikten sonra sahibinin iki rekât namaz kılarak şükürde bulunması güzel bir davranış olur.

Deve ve sığır gibi hayvanlar ortaklaşa kurban edildiğinde, etleri ortaklar arasında tahmini olarak değil, tartılarak taksim edilmesi kul hakkına riayet çısından son derece önemlidir.

Kur’an-ı Kerim’de kurban eti hakkında, “…Ondan yeyiniz, yediriniz.” (Hac 22/36) buyrulmuştur. Kurban kesmenin maksatlarından biri de, yoksulların evine et girmesini temin etmektir. Bu itibarla, kurban etinin hepsini yoksullara sadaka olarak dağıtmak veya aile efradı için alıkoymak caiz ise de, en uygun olanı kurban etini üçe taksim edip, birini kurban kesemeyen kimselere dağıtmak, bir bölümünü akraba, tanıdık ve komşulara ikram etmek, birini de aile için alıkoymaktır. Şayet kurban kesen kimsenin aile fertleri kalabalık ve hali vakti de çok iyi değilse, kurban etini dağıtmadan tamamını çoluk çocuğu için alıkoyabilir.

Cenabı Hak, kestiğimiz ve keseceğimiz kurbanlarımızı, Zâtı’na ve emirlerine olan bağlılık ve sadakatimizin göstergesi bütün ibadetlerimizi kusurlarına bakmayarak kabul buyursun. Tüm ibadetlerimizi salihlerin amellerine ilhak buyurup kabullerin en güzeli kabul eylesin. Bizleri de başta peygamber efendilerimiz olmak üzere salihlerin şefaatleriyle şereflendirsin.

Not: Bu yazımızı hazırlarken Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı M. Şemsettin ÜNAL tarafından kaleme alınan “Kurban İbadeti” adlı makaleden, Ömer Nasuhi Bilmen Hazretleri’nin “Kurân-ı Kerim’in Türkçe Meâli Âlîsi ve Tefsiri” ve “Büyük İsmlam İlmihâli” isimli eserinden istifade edilmiştir.

 

Yazar: Abdülkadir Visâlî

 

Bu kategoriden diğerleri: « İSLÂMİ KAVRAMLARIN GÜNCELLENMESİ

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort