JoomlaLock.com All4Share.net

Gülzâr-ı Hâcegân

Salı, 01 Ekim 2019 00:01

ONBİR AYIN SULTANI RAMAZAN

Onbir Ayın Sultanı

Onbir Ayın Sultanı - Mine ŞİMŞEK

Sayı : 137 - Mayıs 2019

 

Onbir Ayın Sultanı

 

Bu ayki yazımızda ramazan ayından, faziletinden, oruca büyüklerimizin bakışının nasıl olduğundan ve buyurdukları güzel sohbetlerinden bahsedeceğiz inşallah.

Allah dostları şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayı içerisinde dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Bu ayda çok nimetler bildirilmiştir, özel günler üç aylar kulların boş geçirdiği zamanlarını telafi etmek için bir vesiledir. Eksiklerimizi bunlarla tamamlayacağız. Cenabı Hakk’ın rahmetinden uzak kalmamalıyız. Cuma geceleri arefe geceleri, berat gecesi, kadir gecesi vs. bunlar vesiledir. Kadrini kıymetini bilmeliyiz.

Ayeti Kerimde Cenabı Hak (cc): “Ey iman edenler sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı.” (Bakara 183) buyurmuştur.

Hace Hazretleri bir sohbetlerinde şunları nakletmiştir: “Bu mübarek aylarında bir ruhaniyeti bir nisbeti huzuru ve bereketi vardır. Malum evveli rahmet ve bereket, ahiri cehennemden azat olma diye buyrulmuştur… Bu ayda yapılacak bir iyiliğe bir güzelliğe haseneye en az on la mukabele edileceğini bildirilmiştir. Nimetler oldukça çok, nimet değil de rızanın hakikatin talibi olarak hazreti mevlaya gönül verip ramazanı değerlendirmeliyiz. Bütün bedenimiz, ruhumuz, zihnimiz oruçtaki hikmeti anlasın oruçla bereketlensin yemeğin suyun açlığı değil, ihsanın irfanın hakikatin açlığını bütün iliklerimizle hissedelim aşk ile şevk ile onun cezbesiyle ona acıkalım. Ramazanda Allah’a acıkalım onunla iftar edelim! 

Bu ramazan kendimize ayıralım kendimizle uğraşarak geçirelim, bilmeden önemsemeden yaptığımız hatalar orucumuzu zedeleye bilir. Bunlardan biri: Ne dünyaya ne ahretimize yarayan boş lüzumsuz çok konuşmalar. İkincisi: Fuzuli yere çarşı pazarda dolaşmalar. İşimizin haricinde dışarıda çokça oyalanmalar, oruca zarar verebilir. İşimiz yoksa mümkün mertebe oralarda bulunmamalıyız, şeytanın bayrakla gezdiği yerlerdir. Bu gezmelerden tozmalardan hiç değilse ramazanda salim kalalım. Gözdür bu illaki bir tarafa kayar, dildir bu bir mevzu açıldı mı oda karışmak konuşmak ister. Üçüncüsü ise mümin halveti uzleti inzivayı tercih etmeli, mahsun yerleri hüzünlü mekanları tercih etmeli… ramazanın daha çok güzel sırları var dil ile lisan ile ifade edilmiyor, bu söylelenlere riayet edersek ramazan kendini açacak bize...”

Hace Hazretleri’nin bu güzel sohbetlerini biraz açmaya çalışalım. Ramazan denilince akla oruç geliyor, oruç aç ve susuz kalmak değildir oruç fakirin yoksulun halinden anlayıp gönüllerimize rahmet tohumu atılıp kardeşliğe çağıran aydır. Öyle güzel bir aydır ki, Kur’an onda bulunan kadir gecesinde inmiştir. İmamı Gazali (ks) hazretleri şöyle buyurmuştur.

Oruç üç derecedir:

a) Avamın orucu

b) Havasın orucu

c) Ahass’ul-Havasın orucu

Avamın orucu: Yemek içmek ve cinsi münasebette bulunmaktan sakınmaktır. Havasın orucu: Kulak göz dil el ayak ve sair azaları günahlardan uzak tutmaktan ibarettir. Ahass,ul-Havassın orucu: Kalbi dünyevi düşüncelerden tamamen arındırıp Allahtan başka her şeyi kalpten uzaklaştırmaktır…”

Bu orucun çeşitlerinden birincisi olan avamın orucu kısmı, bizlerin tuttuğu orucu bahsetmektedir. Avam olarak bir çoğumuzun durumu böyledir. Gündüz oruç tutarız bazen de uykuya tuttururuz. Veya da gıybet etmek başkalarını çekiştirmek boş fuzuli kötü kelimeler kullanmak Allah korusun kalp kırmalar orucumuzu zedeleyip sevabından azalta bilir. Böyle olunca da oruçlarımız sevgili Peygamberimizin (sav): “Sadece açlık yanına kalır.” buyurduğu gibi olur. Fakat oruç Rabbimiz (cc) tarafından: “Sevabı benim katımdadır.” “Oruçlunun ağız kokusu misk kokusu gibidir.” Müjde verilmiştir. Bunun manasına vakıf olmak durumundayız.

İmamı Gazali (ks) hazretleri devamen buyuruyorlar ki:

“Havasın orucu ise, salihlerin orucudur. Bu orucun keyfiyeti, azaları günahtan korumakla beraber şu altı şeyle tamam olur;

1. Gözü Korumak: Gözü çirkin ve istenmeyen şeylerden korumak, kalbi meşkul eden ve Allahın zikrinden alıkoyan şeylere bakmamaktır.

2. Dili Korumak: Dili yalan gıybet nemime riya vs. ile konuşmaktan korumaktır. Ve aynı zamanda dili sükut etmek, kalbi Allahın zikri ile ve Kur’an tilavetiyle meşgul etmektir. Bu ise dilin orucudur. Hazreti Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Oruç mümin için kalkandır, bu bakımdan herhangi biriniz oruçlu ise fahiş konuşmasın. Cahilce haraket etmesin, eğer bir kişi kendisiyle çirkin konuşur veya dövüşürse, desin ki; ben oruçluyum, ben oruçluyum!” 

3.Kulağı Korumak: Kulağı her mekruhu işitmekten alıkoymak gerekir, çünkü söylenilmesi haram olan her şeyin işitilmesi de haramdır.

4. Diğer Azaları Korumak: Diğer azaları da günahtan alıkoymak gerekir….

5. İftarda Az Yemek: iftar zamanında tıka-basa helal olsa, yememek gerekir… 

6. İftar Sonrası Korku ile Ümit Arası Olmak: Oruçlunun iftardan sonra kalbi korku ile ümit arasında muzdarip olmalıdır. Çünkü orucunun kabul edilip kendisinin Allah’a yakın olanlardan veya orucunun kabul edilmeyip Allah’ın gazabına maruz kalanlardan olup olmadığını kestirememektedir. Her ibadetin sonunda da böyle olmalıdır.”

Bu ayda ramazanı şerif nimetlerini gerek Hace Hazretlerinin (ks) kibar-ı kelamları gerek İmamı Gazali (ks) hazretlerinin İhaya-u Ulumi’-Din eserinde yazdığı kelamları ile bereketlendik elhamdulillah. Bizler ramazanın nimet ve faziletlerini anlatmaya lisanımız acizdir. Peygamberimiz (sav): “Ümmetim ramazanı şerifteki esrarı ilahi ve fazileti bilmiş olsalardı senenin tamamını ramazanı şerif olmasını arzu ederlerdi.” buyurmuştur. Sadece ramazan Müslümanı olmamalıyız bu günleri fırsat buyurmuş büyükler, günahlara kefarettir. Zikir ve ibadet ile Kuran hatmi yaparak Allah’a yönelmemiz isteniliyor. 

Namaz, zikir, sohbet ile oruç ile nefis terbiye edilir. Zikir sohbet aslında manen şifadır oruç ise insanın nefsini kırar açlık dünya lezzetlerinden kurtulur. Akşam kendi masamız da binbir çeşit değil, gönül masamızı donatalım. Öte taraf da bize faydası olacak şeyler ile uğraşmaya çalışalım. Bir bayan olarak ev temizliğini bayram temizliğini biraz azaltalım, nefsimizi temizleyelim Kur’an ile zikir ile imanımızı parlatalım ruhumuzu doyuralım. Dünyevi işleri bir kenara bırakıp “bir dahaki ramazana çıkabilecekmiyim?” düşüncesi ile bu ramazanı değerlendirmeye, sadece gönülden ibadet etmeye çalışalım. Bütün günahlardan arınma pişmanlığı içten gelen tövbe ile doya doya ibadet etme fırsatı verdiği için rabbimize şükredelim. Ölmüşlerimize Kur’an okuyup hediye gönderelim hastaları ziyaret edip yaşlıların gönlünü alalım.

Hace Hazretlerinin güzel duası ile yazımızı bitirelim: “Ramazan imtihan ayı, ramazanda Kur’an’ın sırrına vakıf olabiliriz. Kur’an ile bütünleşe biliriz, bunun için tekrar tekrar diyoruz ki bu ramazan kendimize ayıralım, nasıl bir yolun yolcusuyuz bunu düşünelim… Rabbim biz niyet ediyoruz bu ramazanı seninle geçirmeye. Bizi dostluğa kabul buyur, seninle geçirme şerefini bizlere lütfet. Cenabı hak hepimizi şuurlandırsın ramazanın bereketi ile bereketlendirsin.”

 

Yazar: Mine ŞİMŞEK

 

 

Cenabı Hak Her Şeyi İnsan İçin, İnsanı Kendisi İçin Yaratmıştır - Gönül Pınarı

Sayı : 137 - Mayıs 2019

 

Cenabı Hak Her Şeyi İnsan İçin, İnsanı Kendisi İçin Yaratmıştır

 

Yüce Rabbimize sonsuz hamd olsun sahip olduğumuz bütün nimet O’nundur. O’nun zatı hak, mülkü hak, vaadi haktır. Bizi bu nimetlerle şereflendirip bize dosdoğru yolu gösterdiği için ona ne kadar şükretsek azdır. Allahın Habibi rahmet peygamberi hazreti Muhammmed (sav) Efendimize en güzel salat ve selamlar olsun. Onun güzel yolunun takip eden sahabe efendimize , onun varisi ekmelerine salatu selam olsun.

Kainatın aynasıyım, manem ki ben bir insanım.
Hakkın varlık deryasıyım , madem ki ben bir insanım.

                                                            Hace Hazretleri

Cenabı hak insanı ahseni takvim üzere yaratıp yarattığı bütün her şeyi onun hizmetine vermiştir. Cenabı Hak “Nahl” suresinin (65 ve 69) ayetlerinde buyuruyor ki: “Allah gökten bir su indirdi ve onunla yeryüzünü ölümden sonra diriltti. Şüphesiz ki burada dinleyen ve anlayan toplum için ibret vardır. Kuşkusuz sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Zira size onların karınlarındaki dışkı ile kan arasından (gelen) içenlerin boğazından kolayca geçen halis bir süt geçiriyoruz. Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem şerbet-içecek hem de güzel gıdalar edinirsiniz işte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.

 

Rabbin bal arısına dağlardan ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklar da kendine evler (kovanları) edin sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki onda insanlar için şifa vardır. Elbette burada düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.”

 

Cenabı Hak (cc) insanı akıl ibret anlayış ve tefekkür edebilme idraki vermiştir.ayetlerde de buyrulduğu üzere akıl sahibi insanlar için ibret vardır. Sonra insan geceyi tefekkür ederek ve gündüzün insan üzerindeki tesirini anlamak ….

 

Cenabı Hak “Nebe” suresinin (9 ila 11) ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Ve uykunuzu bir dinlenme yaptık ve geceyi bir örtü yaptık ve gündüzü bir geçim zamanı yaptık.” Evet insan ayetlerden anladığı üzere Cenabı hak her şeyi çok sevdiği kulları için yaratmıştır. Cenabı hak gökyüzünden bembeyaz bulutlardan tertemiz doğayı canlı tutan insanların o doğaya bakıp oradan istifade edebilmesi için çeşit çeşit nimetler çıkarması sonra o nimetlerden beslenen hayvanları onların tertemiz etinden sütünden hatta dışkısın dan bile yararlanmak…

Ayrıca derisinden giysiler yapmak sayamadığımız her nimetten, sütünden şifa bulmak dışkısından ısınmak, bunlar insan için çok sevdiği ahseni takvim üzere yarattığı kulları için. Sonra bal arısına vahy etmesi onu insanın hizmetine sunması onlar için dağlardaki ovalardaki çiçeklerden bal olması onlar için, o balı şifa yapması sonra ipek böceğine o çok sevdiği kullarına ipekten giysiler yapması , sonra geceyi kulları için bir dinlenme gündüzü için ise geçim kaynağı yapması, geceyi aydınlatan gündüzü kandillerle donatması güneşin gündüz etrafı aydınlatması bütün bitkileri bir beslenme kaynağı sunması daha sayamadığımız nice nimetler nice varlıklar…

 

Burada şunu anmadan geçmek istemedik bu yaratılan bütün varlıklar mevcudat lisanı hal ile “Bismillah “der . her şey Cenabı hakkın namına hareket eder ki bütün zerrecikler tohumlar çekirdeklere varana kadar her şey “Allah … Alllah” der. Bir tohum dalında koca ağaçları taşımıyor mu? Bir dağ ki bu kainatı bu dünyayı dengelemiyor mu? Demek ki her bir zerre mevcudat onun adıyla onu anarak işine başlıyor, demek ki her bir ağaç bismillah diyerek onu (cc) anarak o sevgiyle o aşkla her bir dalda olgun olgun meyveleri onun çok sevdiği kulları o meyvelerden istifade etsinler diye onlara sunuyor.

Çeşit çeşit nimetler her bir inek, deve, koyun, keçi bu mübarek hayvanlar onu anarak rahmet feyzinden süt çeşmesi olur bu nimet bize rızık oluyor bizi besliyor niye? İşte bunlar insan için insanlar kim için?

Bu kadar varlıklar nimetler insan için var olurken insan ise onun için “Hazreti insan” yer yüzünün halifesidir insan Allah’ın en büyük sanatıdır, çünkü sıfatların çoğu üzerinde cem olmuştur. İşte insan bu kainatta sahneye çıkışıyla Cenabı Hakk’ın onu sevmesiyle bu kainat insan ile gülümsedi, madem her şey “bismillah” der onun ismini anar Allah namına Allah nimetlerini Allah’ın rızıklarını onlardan istifade eden Allahın kulları biz dahi “bismillah” demeliyiz. Onu anmalıyız Allah namına anmalıyız. O mümin ki hem kalbiyle hem diliyle hem de bedeniyle onu anmalı ona şükretmelidir.

Cenabı Hak hazine idi hem de gizlimi gizli bilinmekliğini diledi tecelli eyledi, alem olup biti verdi alem şaşkındı ne oluyordu? İşte bütün alem kainat insan için insanı da bu manada Allaha aittir onun içindir. Çünkü her şeyi insan için insanı da kendi zatı için yaratmıştır. Bu yaratılışın içinde de kendinden bir özellik kapmıştır ona can vermiştir, ona sevgi vermiştir ona ruh vermiştir. Bütün varlıkları yaratmıştır her varlığın bir anlamı vardır. Her şey bir anlam üzere meydana gelmiştir insanı anlamlı kılan ise onun Allah’a ait olmasıdır.

Her şey aslına dönecektir insan ise yine aslında olana onu yaratana ait olduğu zata dönecektir. O yüzden Kainatın Efendisi (as) buyuruyor ki: “Bir saat tefekkür nice nafile ibadetlere denktir.” Cenabı Hak (cc) bu kadar güzellikleri insanın maddi ve manevi ihtiyaçları için yaratmıştır. Kulunu o kadar çok seviyor ki ona sadece maddi nimetler sunmuyor, ona manevi boyutta nice nimetler sunmuştur. Başta ona en büyük nimet olarak peygamberlerini göndermiştir, sonra kendi dostlarını büyük bir nimet göndermiştir. Kısaca onun ihtiyacı olan hem maddi hem manevi her şeyi önüne seriyor.

Karşılığında ondan sadece zikir şükür ve fikir istiyor, bu manada kul yine düşündüğü zaman zikir şükür fikir hepsi birer nimettir. İnsan düşündüğünde gözden tırnaklara varana kadar sınırsız nimetler vardır, bu haline şükredip Cenabı Hakk’ı anmak yani zikretmek ve onu tespih etmektir. Bunu yaparken ruhen ve bedenen bir aşk ile onu yaşamaktır. Rabbimizin bu kadar nimeti karşısında mutlu olmanın yolu huzurlu olmanın yolu rabbimizin rızasını kazanmaktan geçtiğini unutmamalıyız. Cenabı Hak bizleri onun sevgisini ve aşkını yaşayan kullarının arasına dahil etsin.

 

Yazar: Gönül Pınarı

 

Çarşamba, 01 Temmuz 2020 11:47

Temmuz 2020 Mukaddime

Temmuz 2020

Sayı: 151 - Haziran 2020

 

Muhterem kardeşlerim yeni sayımızla birlikteyiz.
Sıkıntılı ve imtihanla geçen günlerimiz devam ediyor. Bir taraftan depremler, seller, tabii afetler olurken, diğer taraftan da salgın hastalıkla olan imtihanımız hepimizin malumu. Hayat bir türlü normale dönmüyor. Maskeli ve mesafeli yaşamaya bizleri alıştırmaya çalışıyorlar. Cumalarımız, vakit namazlarımız; alışık olmadığımız ve feyizlenemediğimiz bir şekilde kılınmaya devam ediyor. Bu arada “yeni normal” diye bir hayat tarzını bizlere dayatmaya çalışıyorlar. Her türlü planı, programı yapmışlar bize; “Ölmek istemiyorsanız kardeşliği, uhuvveti, sohbetlerinizi, namazın tamamı buyrulan safların sıkılaştırılmasını unutun. Yeni normal yaşama uyun!” diyorlar.

Biz de diyoruz ki, “Acaba önceki yaşantımız çok normal miydi ki bugün yeni normale dönüyoruz?” Bizler müslümanız. Bize göre normali de anormali de Rabbimiz’in (cc) emirleri ve yasakları belirler. Bizler inanıyoruz ki, koronavirüsten önceki yaşantımızın anormalliğinden dolayı Allah (cc) bizi bu bela ile karşılaştırdı. Yaptığımız isyanların, tuğyanların, gafletlerin karşılığı olarak bu musibete düçar olduk.

Şimdi tefekkür zamanı değil midir? “Yâ! Rabbi bizler hata ettik. Senin hudutlarını ihlal ettik. Hatalarımızı anlamaya başladık. Tevbe ediyoruz.” şeklinde yüzümüzü yerlere sürüp, başımıza toprak saçıp ağlamamız gerekmez mi? Eğer yeni bir normal arayışında isek bu cepheden meseleye bakmalıyız. Rabbimizle aramıza ördüğümüz kalın duvarları yıkıp “Sana döndük Yâ Rabbi!” demeliyiz. Bizim açımızdan O’nun (cc) razı olmadığı her şeyden yüz çevirerek hayatımızı normale döndürmek çok daha akıllıca olacaktır.

Dünya ile alâkamızı o kadar artırdık ki sanki hep burada kalacakmış gibi yaşıyoruz. Dini hayatımızı da tamamen dünyevi heveslerimize göre dizayn etmeye çalışıyoruz. Eğer bir meselede dinin emirleri, dünyevi ihtiraslarımıza engel oluyorsa hemen onu aradan kaldırmanın yollarını arıyoruz. Eskiden herkes ruhsatlarla amel ediyor diye büyüklerimiz serzenişte bulunuyorlardı. Bugün -neredeyse- “Keşke ruhsatlara dönseler.” diye yalvarıyoruz.

Öyle bir hal aldık ki yapacağımız dünyevi bir işe cevaz vermiyorsa ayeti kerime ise ayetleri, hadisse hadisi şerifleri tevil ediyoruz, eğer tevili mümkün değilse reddediyoruz. Sonuçta din diye inandığımız pâk İslam dini, yozlaştırılmış olarak karşımıza çıkıyor.

Dolayısıyla, yeni normal denilen şeyleri asla dönüş, emirlere ittiba ve nevahiden içtinab olarak anlamalı, kendimizi rıza doğrultusunda şekillendirmeliyiz. Yoksa bundan sonra kimse kimseye iki metreden fazla yaklaşmayacak, herkes maske takacak, temizliğe riayet edecek şeklinde bir dayatma asla insana uygun olmadığı gibi sürekliliği de mümkün değildir. Yapılması gereken şey şu; müslümanlar olarak topyekûn tevbe edip Rabbimize dönmeli ve O’nun rızasını kazanarak bu musibetleri üzerimizden kaldırmasını niyaz etmeliyiz. Bunun aksine yapılanlar, suları tersine akıtmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.

Son olarak önemli bir notu sizlerle paylaşmak istiyoruz:

Yaklaşık on üç yıldır matbu haliyle elinize ulaştırmaya gayret ettiğimiz dergimizi bundan sonra “e-dergi” formunda hazırlamaya karar verdik. Abonelerimizin e-posta adreslerine “pdf formatında” ulaştırmaya gayret edeceğimiz dergimizin zengin içeriğine erişmekte problem yaşanmaması adına değerli okurlarımızın e-posta adreslerini, isim ve soyisimleriyle birlikte görevli arkadaşımıza ait 0505 615 1082 nolu telefona mesaj atarak ulaştırmaları önemle rica olunur.

Bugüne kadar bizleri yalnız bırakmayan, sürekli destekleyen kardeşlerimize teşekkürü borç biliyoruz. Allah (cc) hepimizi nihayetsiz lütuflarıyla bereketlendirsin. Allah’a (cc) emanet olunuz.

Pazartesi, 01 Haziran 2020 12:19

Haziran 2020 Mukaddime

Haziran 2020

Sayı: 150 - Haziran 2020

 

Gülzârı Hâcegân Dergimizin değerli okuyucuları; hepimizin malumu, bir virüs illetinin korkusu altında koskoca bir Ramazan-ı Şerif’i ve bayramını idrak ettik. Cemaatsiz, cumasız, bayram namazsız bir rahmet(!) mevsimi geçirdik. Cenabı Hak (cc), bizlere bir daha böyle manzaralar yaşatmasın ve bizim için mukaddes sayılan günlerde, gecelerde, mekânlarda ümmeti Muhammed’i böyle mahzun ve mahrum eylemesin.

Bu virüs döneminde ayrılığın her türlüsünü yaşadık. Anne baba evlatlarından, akrabalar yakınlarından, hocalar talebelerinden, camiler cemaatlerinden ve muhibler mürşidlerinden ayrı düştüler. Dergâhlar, tekkeler zikir seslerine ve hatm-i Hâcegân’ın bereketine hasret kaldılar. Kâbe-i Muazzama, Ravza-i Mutahhara bu Ramazan’da misafir ağırlayamayarak farklı bir hüzün yaşadı. Ümmeti Muhammed birbirinden uzaklaştı. İki mü’min birbiriyle kucaklaşmaktan mahrum kaldı. Oysa Peygamberimiz’in mübarek tavsiyeleriyle biz birbirimizi böyle temizliyorduk.

Velhasıl değerini bilemediğimiz, asrın hastalıklarına kurban verdiğimiz neyimiz varsa Allahu Azimüşşan elimizden aldı. Zât-ı Şerifi’ne yakınlaşmamız için verdiği ne kadar nimet varsa adeta hepsine virüs bulaştırdı ve bize buyurdu ki, “Ebeveynlerinize iyi davranmak farz idi, fakat sizler onların sözlerine uymadınız, onları yalnız bıraktınız. Sizlere emanetimiz olan çocuklarınızı İslam ahlâkı ile yetiştirmediniz, kariyer kurbanı ettiniz. Hanımlarınızı ve kızlarınızı modayla ve dünyevi lezzetlerle ahlâksızlaştırdınız. Biz sizleri kardeş yapmıştık. Sizler kardeşlik yerine küçük hesaplarla birbirinize düştünüz. Kâfirleri, münafıkları, mülhidleri sevdiğiniz kadar bile birbirinizi sevemediniz. Kendinizden olmayan fakat farklı ve meşru bir yoldan giden kardeşlerinizi dışladınız. Camileri yaşlılara bıraktınız. Cumadan cumaya veya bayramdan bayrama gitmeyi adet edindiniz. Turistik seyahate gider gibi umreye gittiniz. Kâbe-i Muazzama’nın kudsiyyetine uymayan kıyafetler, hâl ve hareketlerle Rabbiniz’i, Ravza-i Mutahhara’da her türlü edeb dışı hareketleri Resul-i Ekrem’in (sav) huzurunda yaparak Peygamberiniz’i üzdünüz. Şimdi bu imtihanla baş başa kaldınız. Bakalım ki, hanginiz nasıl davranacaksınız?” 

O halde ey müslümanlar! Artık nasuhî bir tevbenin zamanı gelmiştir. Öncelikli olarak İslam anlayışımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekir. Bin dört yüz yıllık İslam geleneğini iyi okuyup hangilerinden yüz çevirdiğimizi, hangilerini yozlaştırdığımızı, hangilerini dünyevi arzularımızla çatıştığı için reddettiğimizi iyice düşünelim ve Rabbimiz’in merhametli huzuruna dönelim.

Şunu iyi bilelim ki, tevbenin kabul olabilmesi için evvela işleğimiz fiillerin günah mı sevap mı olduğunu, helal mi, haram mı olduğunu iyi tetkik etmemiz gerekir. Bunda da esas kriterimiz on dört asırlık sahih İslam yaşantısı olmalıdır. İbadet hayatımız, iş hayatımız, aile hayatımız, kadın-erkek tesettür anlayışımız bu yaşanmışlığa uygun hale gelmelidir. Aksi halde biz İslam’ın helal dediği şeyi haram, haram dediği şeyi helal kabul edip, bu yanlış inanışa devam ederken yani inandığımızı yaşamayı bir kenara bırakmış, yaşadığımıza inanırken tevbe edip Hakk’a dönmeyi arzulamak bizim için boş bir hayalden ibaret olur.

Demek ki itikadımızı da kadim ehlisünnet âlimlerimizin itikadı üzere tashih etmemiz elzemdir. Özellikle son otuz yılda İslam ümmetinin içine sızan batıl, modernist ve batıya şirin gözükmek için ortaya atılan bütün ehlisünnet dışı fikir, düşünce ve anlayışları terk etmemiz ve içimizden, memleketimizden ebediyyen kovmamız gerekir.

Akidemizi bize nakledilen doğru zemine oturttuktan sonra yapacağımız iş ise İslam’ı ehlinden öğrenmeye gayret etmek, bunun içinde Allah dostlarının temiz yollarına yolcu olmak ve onların huzurunda Rabbimiz’e pişmanlığımızı bildirip tevbe etmektir. Bu saydıklarımızı hareket tarzı olarak benimsemek bizim için en kısa, en salim yoldur, diye inanıyoruz.

Yaşadığımız bu hadise bir kez daha gösterdi ki ümmeti Muhammed olarak topyekûn özümüze/fıtratımıza dönüp, Rabbimiz’in yardım ve inayetine her zamandan daha fazla muhtaç olduğumuzu itiraf etmeliyiz. Allah’ın ipi olan kardeşliğimize sarılırsak, inşaallah merhametli ve şefkatli Rabbimiz, bizi birbirimize bağışlayacak ve müşküllerimizi hall-i âsan edecektir. Cenabı Hak hatalarımızı anlamayı ve telafisi için yine Kendi muradı doğrultusunda adımlar atabilmeyi nasip etsin. Allah yâr kalbler hep beraber olsun.

 

Cuma, 01 May 2020 12:12

Mayıs 2020 Mukaddime

Mayıs 2020

Sayı: 149 - Mayıs 2020

 

Muhterem kardeşlerim, rahmet ve mağfiret ayı Ramazan-ı Şerif’i idrak etmekteyiz. Rabbimiz TeâlâHazretleri her türlü ibadet ve taatimizi kabul buyursun. Nihayetinde de rızasına kavuşmuş bir şekilde cümlemizi bayrama kavuştursun.

Kıymetli müslümanlar, hepimizin malumu olduğu üzere ülkemiz ve bütün insanlık olarak bir musibetin tesiri altındayız. Yaklaşık dört aydır koronavirüs salgını sebebiyle adeta insanlığımızdan koparıldık. İnancı olsun olmasın hemen herkesin insani değerlerini tamamen kaybedip yitirdiği, özellikle müslümanların ve yeryüzünde kalabalık nüfusa sahip batıl din mensuplarının eline imkân geçtiğinde yekdiğerine zulmettiği, ismi bile kötü bu dünyada, adil-i mutlak İlâhîirade tarafından bu belaya müstahak kılındık. 

Elbette ki Rabbimiz tarafından takdir olunan bu tür belalar insanlığın Yaratanı’nı hatırlaması ve O’nun (cc) razı olacağı bir yaşantı biçimine dönmesi içindir. Yani aslında anlayan ve kavrayan topluluklara bu tip virüs ve hastalıklar, hakikati yakalamak için bir fırsat olabilir.

Bakınız virüsün ilk çıktığı zamanlarda insanlar müthiş bir ümitsizliğe düşmüşlerdi. Müslüman olmayan topluluklar bile bunu sadece Allah’ın (cc) kaldırabileceğine kanaat getirmiş idiler. Namaz kılan müslümanları görüp onlarla birlikte takliden de olsa Allah’a yönelmişlerdi. İslam’ın temizlik üzerindeki titizliğini gördükleri içinkalbleri İslam’a ısınmaya başlamıştı. Fakat ne zaman ki virüsün yayılma hızı düştü ve ölüm sayıları azalmaya başladı, herkes yavaş yavaş Allah’ı unutmaya başladı. Fırsat bulanlar hemen insanî ve imanî olmayan her türlü menhiyatın peşine düştü ya da ortalık ferahladığında yapacağı ilk iş olarak Hakk’ın (cc) gazabını celbedecek kötülükleri hayal etmeye başladılar.

İşte meselenin tam bu noktasında bizimmüslümanlar olarak kendimizi sorgulamamız gerekir. İslamî tebliğin en güzel bir şekilde yapılabileceği bu ortamda acaba bizler üstümüze düşeni yapabildik mi? Tedbir almak adı altında evlerimize kapanıp aklımızca takdiri değiştireceğimizi mi zannettik? Camilerimizi cemaatle namaza kapatıp müminlerin kalblerini birleştirmelerini engellemedik mi? Bu birliktelikten doğacak kuvve-i maneviyye ile Allah’a (cc) yalvarmalarının neticesinde oluşacak ilahi rahmetin önünü kesmedik mi? Gerekli tedbirleri alarak yapabileceğimiz ibadetlerimizi ertelememiz acaba bizi Rabbimiz katında sorumlu kılmayacak mı? 

Dünyalık işlerimizi devam ettirmek için her türlü tedbiri aldık ve virüs bize hiç bulaşmadı. Bankalardaki kuyruklarda, marketlerdeki izdihamlarda, bazı fabrikalarda onlarca kişinin bir arada bulunduğu çalışma ortamlarında, resmi merasimlerdeki anma törenlerinde bir tek maske bizi virüsten korudu! Acaba maskeye olan güvenimiz kadar Allahımız’a güvenseydik, yine maske takarak ve sosyal mesafe kurallarına uyarak cemaatle yapacağımız ibadetlerimizi yapsaydık Rabbimiz Celle ve ÂlâHazretleri bizi koruyamaz mıydı? Eğer böyle yapma yolunu deneseydik yani zahir tedbirleride alarak Rabbimiz’e sığınsaydık ve neticesinde bugün ölenlerden daha fazla insan mı ölecekti? Bütün canlıların eceli Allah’ın (cc) yed-i kudretinde değil miydi?

Acaba bu yolu deneseydik gayrimüslim olan insanların gerçek Yaratıcıları’nadönmelerine, Âlemlerin Rabbi’ne bir güven beslemelerine, O’na ve O’nun razı olduğu dine ilgi duymalarına sebep olabilir miydik? 

Bu soruları ciddi bir şekilde kendimize sormamız gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü bu bela Rabbimiz’i incittiğimiz için başımıza geldi. Bundan halas olmakda tedbir adı altında ibadetlerimizi kısıtlamakla değil, rıza-i İlâhî’yi üzerimize sağanak sağanak yağdıracak amellere gayretle olur.

Yazımızı neticelendirirken İbni Ataullah el-İskenderî hazretlerinin kibarı kelamlarından bir demet sunmak istiyoruz. Buyuruyorlar ki;

“Allah’ın yanı sıra tedbir alacağım diye uğraşmaktan vazgeç. Allah’ın yanı sıra tedbir almaya çalışan kişi şu köleye benzer:

Efendisi onu, kendine bir elbise diktirmesi için bir şehre gönderir. Köle şehre varınca, nerede oturayım, kim ile eğleneyim diyerek zihnini bu işlerle meşgul eder. Bütün gayretini ve vaktini bu uğurda kullanır. Efendisi kendini geri çağırıncaya kadar emrini böylece göz ardı eder. Efendisinin emrini bırakıp nefsinin istekleriyle meşgul olan bu köleye verilecek ceza; ona küsmek, hiddetlenip kızmaktır.

Ey mümin! Sen de köle gibisin. Allah seni bu geçici dünya üzerinde yarattı. Sana burada kendisine ibadet etmeni emretti. Sana bir iyilik olmak üzere ihtiyaç duyacağın bütün tedbiri yerine getirmeyi üzerine aldı. 

Sen efendine karşı görev ve sorumluluklarını ihmal ve terk edip kendi nefsinin ihtiyaçlarını yerine getirmekle, onları çekip çevirmekle meşgul olacak olursan, hidayet yolundan çıkmış, felaket yollarına girmiş bulunursun.”

Rabbimiz (cc) Hazretleri, idrak edeceğimiz Kadir Gecemiz’i ve Bayramımız’ı mübarek kılsın. Bütün ümmet-i Muhammed’i meccanen affetsin. Amin...

 

Sayfa 1 / 269

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort