JoomlaLock.com All4Share.net

ŞABAN-I ŞERİF AYI VE BERAT KANDİLİ

Şaban ı Şerif Ayı ve Berat Kandili

Şaban-ı Şerif Ayı ve Berat Kandili - Tamer Doymuş

Sayı : 124 - Nisan 2018

 

Şaban-ı Şerif Ayı ve Berat Kandili

 

Rasulullah (sav) bir hadis-i şerifinde; “Receb Allah’ın ayı, Şaban Benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır.” buyurmuştur. 

Şaban ayına Araplar “şehrullâh-i muazzam”, “şehru’l-kerâme” ve “şehru’l-kasîr” de derler. Meyve ve sebzelerin olgunlaştığı ve bu dönemde bahçelerde gezip eğlenirler yemekler yapıp yerlerdi. Bundan dolayı bu isimlerle adlandırmışlardır.

Hz Aişe’den (r.anha) rivayet edilmiştir; dedi ki “Peygamber’in hiç bir ayda, Şaban’da tuttuğu oruçtan daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Azı, (birkaç günü) müstesna, (Şabanın) çoğunu oruçlu geçirirdi.”

Ebu Hureyre’dan Rasulullah (sav) Efendimiz’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Oruçla Ramazan ayının önünü geçmeyin! Ancak bu, sizden birinizin tutmakta olduğu bir oruca rastlarsa tutsun”.

Zeyd oğlu Üsame (ra) şöyle anlattı: “Ya Rasulallah! Sizin Şabanda tuttuğunuz oruç kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmüyorum, dediğimde şöyle buyurdular. “Bu, Receb ile Ramazan arasında öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine yükseltilir. Bu nedenle Ben de amelimin oruçlu iken yükseltilmesini istiyorum.”

Ayrıca Şaban ayı içinde bazı mühim hadiseler de vukua gelmiştir: Ramazan orucu bu ayda farz kılınmıştır. Alemlerin Sultanı Efendimiz (sav) Hz. Hafza (r.anha) annemizle bu ayda evlenmişlerdir. Cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin (ra) efendimiz bu ayda dünyaya gelmişledir. Müreysi Gazvesi yine Şaban ayında meydana gelen hadiselerdendir. Teyemmüm ayeti bu ayda nazil olmuş ve ilk kez bu ayda uygulanmıştır. Hz. Peygamber Efendimiz (sav) amcası Ebu Talib’in vefatından sonra, Şaban ayının sonuna doğru, Hz. Zeyd b. Harise (ra) ile birlikte yürüyerek taife gitti. Mekkeliler Hudeybiye antlaşmasını Şaban ayında ihlal ettiler. Bu olaylar Şaban ayında meydana gelen olaylardan bazılarıdır.

Şaban ayının on dördüncü gününü on beşinci gününe bağlayan gece berat gecesidir. 

Bu gece, değişik adlarla da anılmaktadır:

Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle ‘Mübarek’; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle ‘Beraet’; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle ‘Rahmet’, geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle ‘Berae veya Sakk’ adı da verilir.

Bu gecenin bazı özellikleri rivayet edilmiştir. Onlardan bazıları şu şekilde sıralanmıştır:

-Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayrımı yapılır.

-Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir.

-Bu gece bağışlanma ve af gecesidir.

-Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür.

-Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şaban’ın on üçüncü günü, üçte biri Şaban’ın on dördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şaban’ın on beşinci günü verilmiştir.

Anne ve babasını incitenler, büyücüler, başkalarına kin besleyenler, içki düşkünleri bu gecenin faziletinden yararlanamazlar.

Bu konuyla ilgili olarak şu hadisler rivayet edilmektedir:

Peygamber Efendimiz (sav) bu geceyi Hz. Aişe (r.anha) validemize tanıtırken şöyle buyurmuştur:

“Bu gece Şaban’ın on beşinci gecesidir. Allah Teala bu gecede Beni-Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları cehennemden kurtarır. Ancak kendisine şirk koşanların, Müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asi olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz.”

Peygamber Efendimiz’in (sav) şu duayı yaptığı rivayet edilmiştir: “Azabından affına, gazabından rızana sığınır, Sen’den yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamdetmekten acizim. Sen Seni sena ettiğin gibi yücesin.” Peygamber Efendimiz (sav) bizlere de şöyle buyurmuştur:

“Şaban ayının yarısı (Beraet gecesi) gelince: Gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Cenabı Allah o gece güneşin batmasıyla dünya göğüne tecelli eder ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu; onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu; rızık vereyim. Şifa dileyen yok mu; şifa vereyim.”

“Allah Teala Şaban’ın on beşinci gecesi (Beraet gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asi olanlarla Allah’a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar.”

Kulluğun daha bilinçli bir şekilde yerine getirilmesi aksayan yönlerini tamir edilmesi için bu zaman dilimlerini insanının Hakk’ın tanıdığı bir fırsat olarak bilmesi, anlayışın bir ürünü olsa gerektir. Zaten bütün Peygamberler aleyhimusselam hazeratı kulluğu ancak Allah‘a has kılmanın eğitimini vermişlerdir. Ayetlere baktığımızda bu husus daha iyi anlaşılacaktır. Ayetlerde şöyle buyruluyor:

“Bilakis, kim muhsinlerden olarak yüzünü Allah’a döndürürse onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çekerler.” (Bakara, 112)

“Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka İlâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz, bunlar sizin için daha hayırlıdır.” (Araf 85)

“Ad kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka İlâhınız yoktur. Siz yalan uyduranlardan başkası değilsiniz.” (Hud 50)

“Göklerin ve yerin gaybı yalnız Allah’a aittir. Her iş O’na döndürülür. Öyle ise Ona kulluk et ve O’na dayan! Rabbin sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Hud 123)

“Andolsun ki biz, “Allah’a kulluk edin ve Tağut’tan sakının” diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!” (Nahl 36)

Güzel davranışlar sergileyenleri Mevla hiçbir zaman karşılıksız bırakmayacağını ifade buyuruyor:

“Güzel amel edenlere daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz bulaşır ne de bir horluk. İşte onlar cennet ehlidir. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Yunus,26)

Kulluğu hakkıyla yerine getirenlerin yani müminin vasfı şöyle ifade ediliyor:

“Rahman olan Allah’ın kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler kendilerine laf attığında “Selâm!” derler.” (Furkan,63)

Kulluğa zarar verici davranışlardan şiddetle kaçınmamız istenmiştir:

“Şeytan onları istilâ etmiş, onlara Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın taraftarıdırlar. İyi bilin ki şeytanın taraftarları mutlaka kaybedenlerdir.” (Mücadele,19)

Mübarek gün ve geceler, aylar Rabbimizin bizlere ikramıdır. Bu zamanları fırsat bilerek hayatımızda tekâmülün oluşmasına gayret etmemiz istenmektedir. önemli, hususi zamanların nazara verilmesi bunun içindir. Bir günlük kutlamalarla geçiştirilsin diye ikram edilmemiştir. Kulluğun yenilenmesi, anlayışların tashihi gibi hususları gündeme alıp bu konular üzerinde ciddi manada çalışma yapmamız için tanınmış fırsatlar olarak değerlendirmek lazım.

Hâce Hazretleri bir sohbetlerinde şöyle buyuruyorlar: “Yaratılış gayesi hepimizin malumu. Kâinattaki her zerre illa ve illa Allah için vardır. Allah için olmanın dışındaki bütün anlayışlar ya bire bir şirktir ya şirke kapı açmaktadır. Allah esirgesin, neticesi oraya gidecektir. Bunun için insan bu gayeyi mutlak anlamada, hem inanç olarak hem anlayış olarak içine oturtmalı. Bunun amelî boyu-tunda ifade edilen “nasıl bir kulluk” için de Cenabı Hak, tek kelime ile Sultanu’l-Enbiya Aleyhi’s-Selâtu ve’s-Selâm’ın yaşayışını gösteriyor. Bu yaşayış birebir kendi yaşantısı… O’nun ifa ettiği veya yaşanılmasını istediği her türlü şey…”

İfade buyrulan bu gayeden insanın zamanla uzaklaşması sonucu tekrar aslına dönmesi için böylesi mübarek günler ve aylar ile bir fırsat verilmiş oluyor. 

Hayattaki tekâmüllerden en önemlisi olan imanın tekâmülü hususunda Hâce Hazretleri’nin (ksa) yaptıkları sohbetlerinden bir bölümünü daha, konunun iyi anlaşılması için, burada ifade etmek istiyoruz. Şöyle buyuruyorlar:

“…Dil ile ikrar meselenin zahir yönünü kapsıyor. İnanmanın gerekliliğini bize anlatıyor. Kalp ile tasdik etmek meselenin batıni yönünü; bu hem şuuru etkiliyor hem ihlâsı/samimiyeti de etkiliyor. Bunu azalarla tatbik etmek de bilgiyi gerektiriyor,  Ölçülü, prensipli bir şekilde yapılmasını gerektiriyor. Dolayısıyla da bu gerek İslâm’ın beş şartının gerek imanın altı şartının sanki tamamını kapsıyor. Malum İslâm zikirle başlıyor yani Müslüman olmak “Eşhedüellâilâhe illallah ve eşhedüenne Muhammeden abduhu ve rasuluhu” diyerek, inandığını ikrar etmek ile başlıyor. İslâm’ın şartlarının akabinde hemen namaz kılmak geliyor, bu da işi  görselliğe döküyor yani o inancını fiillerinde göster. Ondan sonrasına da bakıyoruz hep görsel ibadetler. Oruç da böyle. Oruçta aynı zamanda bir mücadele, bir terbiye var. Bu şuurun/bilincin sanki bütün azalara indirgenmesi var. Arkasından zekât geliyor... Dünyanın terki, yani kişinin bu inanç uğrunda her şeyden geçebileceğini göstermesi. “Mal canın yongası” demişler, bu yongadan geçebilmek. Akabinde hac geliyor ki çok farklı boyutları var... Kişi imanını zekâtla sosyal bir alana taşıdığı gibi hac ile siyasi bir alana da taşıyor. Aslında hac da sosyallikten öte dini siyasallaştırıyor. Çünkü hac muazzam bir kongre. Bu kongrenin amacı paylaşım, birliktelik, beraberlik, güç birliği, fikir birliği, gönül birliği, gerektiğinde savunma birliği, ekonomi birliği… Birçok güzelliği kapsıyor ve İslam’ı sanki en üst perdeye taşıyor. Ferdiyet planından alıyor toplumsal bir atmosfere taşıyor, derken onu devletleştiriyor. Hacda bunu görüyoruz. Bu üçlünün basılmış şablonu. Lisanın ikrarı, kalbin tasdiki, azaların tatbiki… 

İmanda da keza bu böyle, biraz içsel/deruni bir yakin var. İslam’ın şartlarındaki gibi değil. Bunda görsellik var, imanın şartlarında daha gaybilik, daha dimağa, ruha, kalbe, yani iç letaiflere batıni cevherlere bir yöneliş var.

Allah’a iman Azze ve celle. Hz. Allah Azze ve Celle her ne kadar kudretiyle sıfatlarıyla, ilmiyle zahir olsa da Zatı itibariyle gaip. Bu gaibe inanmamız isteniliyor. Demek ki sadece kuru bir anlatımla “Allah’a inanın” diyerek bir inanış olmaz…

Allah Teala bizi Allah’a imana davet ediyor. Gaibi bir imana bizi davet ediyor. Ama bu aslında çok kolay bir şey değil. 

Biz bu gaybiliğin bilincine, şuuruna, tadına, zevkine yakin ve şuhut makamında erebilmeliyiz. İşte bunun için İslam’daki zahir görsellikler emrediliyor. Namazdan, oruçtan, hacdan, zekâttan, zikirden kasıt Allah’a imanı pekiştirmektir. Bizi gayba yönlendiriyor. Gaybın tabiri caizse kokusunu bize getiriyor. Dolayısıyla o da bir delil, bir hüccettir. İnanmamızı kolaylaştırıyor. Allah’a imanı emrediyor, Peygamberlere imanı emrediyor...”

Rahmetin, Mağfiretin ziyadesiyle adeta yağdı bu zaman diliminde şüphesiz ki bunlardan istifade edebilmenin de belli hususiyetleri vardır. Yani bir gayretin, bir çabanın olması gerekiyor. Bu nokta da müminde olması gereken hasletler Kur’ân-ı Kerim’de birçok yerde ifade edilmiştir. Bu hasletlere her zaman dikkat edilmesi gerektiği gibi kalıcı olması bağlamında önemli zamanlarda hassaten üzerinde durulması icap etmektedir. Ayetlerde şöyle buyruluyor:

“Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir. İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.” (Vakıa, 10-11)

“Ey iman edenler, Allah’tan korkup sakının ve (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın; O’nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Maide, 35)

“Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip yönelten önderler kıldık; onlar bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı.” (Secde, 24)

“İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler.” (Müminun, 61)

“Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmağa çağırır.” (Fatır, 6)

“Şeytan sakın sizi (Allah’ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır.” (Zuhruf, 62)

Allah’ım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl! Bizi Ramazan’a ulaştır.

Âmin!...

 

Kaynak:

-Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri
-Sünen-i Tirmizi
-Tergib ve Terhib
-Siyer Atlası, Siyer Yayınları
-İslam Tarihi, M. Asım Köksal
-Şamil İslam Ansiklopedisi

 

Yazar: Tamer Doymuş

 

Bu kategoriden diğerleri: « İLK ADIMI ATABİLMEK

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort