JoomlaLock.com All4Share.net

RİYAYI TERK EDİP İHLÂSA SARILMAK -2

Riyayı Terk Edip 2

Riyayı Terk Edip İhlâsa Sarılmak - 2  - Şeb-i Vuslat

Sayı : 121 - Ocak 2018

 

Riyayı Terk Edip İhlâsa Sarılmak - 2

 

Çok amel, eğer Allah (cc) için yapılmayan bir iş ise, yapana sevap getirmez. Abdullah b. Hanif Antaki şöyle der: Öbür âlemde, amelinin sevabını isteyen bir kula Allahu Tealâ şöyle buyurur: “Sana amelinin sevabını dünyada iken vermedik mi? Meselâ: Meclislerde sana itibar edilip yer verilmedi mi? Dünyalık işinde seni önder yapmadık mı? Alış verişinde sana genişlik vermedik mi? Bunlara benzeyen şunu şunu vermedik mi?”

Hükemâdan birine soruldu: “Muhlis kimdir?” Şu cevabı verdi: “Tıpkı, kötülüklerini gizlediği gibi, iyiliklerini de gizleyen kimsedir.”

Bir başka zata soruldu: “İhlasta gaye nedir?” “Halkın övmesini sevmemektir.” dedi.

Zünnûn Mısrî’ye sordular: “İnsan, Allah’ın saf kullarından olduğunu nasıl anlar?” Şöyle dedi; insan bu durumu şu dört şeyle bilir:

 

Rahatı terk ederse,
Az da olsa, elindeki imkânları ölçüsünde verirse,
Maddî derecesinin düşmesi, kendisine üzüntü vermezse,
Övülmek ve kötülenmek kendisi için farksız olursa.

 

Adiyy b. Hâtem Tai, Resûlullah’tan (sav) naklen şöyle anlatıyor: “Kıyamet günü insanlardan bir kısmı için emir verilir, cennete gönderilir. Cennete yaklaşırlar. Hatta kokusunu alır, köşklerini ve ora ehli için Allah’ın hazırladığı şeyleri görürler. Ardından şu nida gelir: ‘Onları geri çevirin! Onların cennette nasipleri yoktur.’ Oradan dönerken, öyle bir hasret ve nedametle dönerler ki ne onlardan öncekiler, ne de sonrakiler öyle bir hasret ve nedamet duymuştur. Şöyle söylenirler: ‘Yâ Rabbi! Keşke evliya kullarına hazırladığın şeyleri göstermeden bizi cehenneme atsaydın!’ Bunun üzerine Allahu Teâlâ: ‘Böyle olmasını Ben istedim. Ama sebebi var: Yalnız kalınca, büyük günahları işleyerek bana başkaldırdınız. Halk arasına çıkınca da engin gönüllü ve mütevazı oldunuz. Kalbinizde sakladığınız değil; başka hâlinizi gösterdiniz. İnsanlardan korktunuz ama Ben’den korkmadınız. Onlar gözünüzde büyüdü; ama Ben büyümedim. Halk için bıraktığınızı Benim için bırakmadınız. İşte bu sebeple, sizi bol sevabımdan mahrum bırakmakla kalmayacağım, elim azabımı da tattıracağım’ diye buyurur.”

İbn Abbâs (ra) Resûlullah’tan (sav) naklen şu hadisi şerifi anlatıyor: “Allahu Teâlâ cenneti yarattığı zaman öyle yarattı ki, Ondakileri hiçbir göz görmemiştir, kulak duymamıştır, hiçbir insan kalbine onların hayâli gelmemiştir. Sonra ona ‘Konuş!’ Buyurdu. Bunun üzerine Adn cenneti üç defa şöyle konuştu: ‘Mü’minler muhakkak kurtulmuştur.’ (Mü’minun Suresi, ayet: 1) Sonra da: ‘Ben, her riyakâra, münafığa ve cimriye haramım.’ diye konuştu.”

Hz. Ali’nin (ra) şöyle buyurduğu anlatılır: Riyakârın dört nişanı vardır;

Yalnız kalınca tembeldir,
Halk arasında neşelidir,
Övülünce amelini artırır,
Yerilince amelini azaltır.

Şakik b. İbrahim’in de şöyle dediği rivayet edilir: Amelin üç koruyucusu vardır:

Amelin yapılmasında yardımı Allah’tan görmek. Bu hâl ucbu, kendini beğenmişliği kırar,
Yapılan amelle Allah’tan rızasını istemek. Bu da hevayı, yani nefsani isteği kırar,
Amelin sevabını Allah’tan beklemek. Bu da, tamahı ve riyayı yok eder.

İşte bu üç şeyle ameller hâlis olur. Şimdi bu üç şeyi biraz açıklayalım.

Amelin yapılmasında yardımı Allah’tan (cc) görmek. Kişi bilmelidir ki, yaptığı iyi işte Allah (cc) muvaffak etti. Şayet bilirse ki, yaptığı amelde başarı ihsan eden Allah’tır (cc). O zaman şükürle meşgul olur. Amelini beğenip övünmez.

Yapılan amelle Allah (cc) rızasını istemek. Yani yaptığı işe bakar, Allah (cc) içinse, onda Allah’ın (cc) rızası varsa yapar. Allah’ın (cc) razı olmadığı bir işse, yapmaz. Böylece, nefsinin arzusuna kapılıp bir iş yapmaktan kurtulur. Çünkü Allahu Teâlâ nefs için şöyle buyurdu: “Çünkü Rabbimin acıyıp koruduğu hariç, nefs olanca şiddetiyle kötülüğü emredicidir.” (Yusuf Suresi, ayet: 53)

Ehli hikmetten biri şöyle der; “Amelleri hususunda kişi koyun çobanını örnek edinmeli ve onun gibi olmalıdır.” Bunun ne demek olduğunu soranlara şu cevabı verir: “Çoban, koyunlarının yanında namaz kıldığı zaman nasıl ki onlardan herhangi bir övme beklemez. Herhangi bir hayır işleyen de onun gibi olmalı. Yalnız da kalsa, halkın yanında da olsa, yaptığı iyiliğe aynı şekilde devam etmeli.

İslâm düşünürleri, amellerin selâmetle sona ermesi için şu dört şeyin gerekli olduğunu bildirmişlerdir:

Başlamadan önce bilgi. Çünkü ilimsiz amelin hiçbir faydası yoktur. İlimsiz yapılan bir işin zararı faydasından çoktur.

Bir işe başlamadan önce niyet. Zira amel niyetle yararlı olur. Nitekim bu manada, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Ameller, niyetlere göredir ve herkese niyetindeki vardır.” Meselâ: Namaz, oruç, hac, zekât ve diğer ibadetler hep niyetledir. Bütün bu ibadetlerin başında niyet gereklidir. Ta ki, yapılan ibadet bir işe yarasın.

İşin ortasında sabır. Yani: İbadet sırasında sabırlı olmalı ki, sakin ve huzurla ibadetini tamamlasın.

İşin bitiminde ihlâs. Çünkü: Ameller ihlâssız kabul edilmez. İhlas ile amel edersen, Allahu Teâlâ yaptığın ameli kabul buyurur. İhlasa sahip olduğun için, kulların kalbi de sana yönelir.

Bu manada Hirem b. Hıyan’dan nakledilen bir rivayet şöyledir: “Bir kul, kalbi ile Allah’a yöneldiği zaman, Allahu Teâlâ mü’minlerin kalbini ona yöneltir. Böylece, kulların sevgisini ve şefkatini o kuluna nasip eder.” Bu hususta Ebû Hureyre (ra) tarafından rivayet edilen bir hadisi şerif şöyledir: “Allahu Teâlâ, bir kulu sevdiği zaman, Cebrail’e şöyle buyurur: ‘Ben falan kulumu sevdim, sen de sev. Cebrail o kulu sever ve göktekilere şöyle seslenir: ‘Rabbiniz falan kulu sevdi; siz de seviniz.’ Böylece sema ehli de o kulu sever. Sonra, o kulun sevgisi yerdekilerin kalbine konur ve Allah bir kulu sevmediği zaman da aynı tertipte hareket olur. Yani: Cebrail’e önce Allah’ın o kulu sevmediği bildirilir. O da diğerlerine söyler.”

Hamid Lekkaf diyor ki: Allahu Teâlâ, bir kimsenin helâkını dilerse, onu şu üç şeyle cezalandırır:

Ona ilim verir; ancak ilmi ile amel işlemekten men eder.
Salih zâtlarla sohbet nasip eder; ama onların hakkına riayet nasip etmez.
Kulluk kapısını açar; ama ihlâs yolunu kapatır.

Fakih der ki: Bütün bunlar o kimsenin başına kötü niyeti sebebiyle gelir. Bir de içinin bozukluğundan dolayı. Eğer niyeti doğru olsaydı, Allahu Teâlâ ona ilmin faydasını, amelde ihlâsı, salih zatlara saygıyı nasip ederdi.

Fakih der ki: Ahirette amelinin sevabını bulmak isteyene, amelini Allah için, riyasız, hâlis niyetle işlemek düşer. Sonra da yaptığı o ameli unutmak. Ta ki, gurura kapılıp amelinin sevabı zayi olmasın. Çünkü şöyle denilmiştir: Bir tâatı korumak onu yapmaktan daha zordur.

Nitekim bu mana, Ebu Bekir Vâsiti tarafından şöyle ifade edilmiştir; “Tâatı korumak, onu yapmaktan daha zordur. O tıpkı kırılacak cam eşya gibidir. Çabuk kırılabilir. Zorlanmaya gelmez. Ona riya dokunsa kırar, gurur, ucub ve kendini beğenmişlik değse kırar. Durum böyle olunca, bir kimse bir amel işleyeceği zaman riyadan korkarsa, eğer riyayı kalbinden atma imkânı varsa, çıkarıp atması gerekir. Bunun için de çaba harcamalı. Şayet çıkarıp atamıyor ise riya korkusu ile ameli bırakmamalıdır. Amelini işledikten sonra riya fiili için Allah’tan bağış talebinde bulunmalıdır. Umulur ki, bu yoldan Allah ona bir başka amelde ihlâs nasip eyler.

Fakih anlatıyor: Riya hususunda bazı zatlar, farzlara riyanın girip, girmeyeceği konusuna dair konuştular. Bazılarına göre: Farza riya karışmaz; çünkü bütün insanlar o farzı yapmakla mükelleftir. Buna göre; farz eda edilirse, ona riya ka-rışmaz. Bazıları da şöyle dediler: Riya farza da girer; diğer ibadetlere de girer.

Fakih der ki: Bence farz ibadetin edasında riya, ibadet edenin niyetine göre iki şekilde olabilir:

Bir kimse halkın gördüğü yerde farzı eda eder; görmediği yerde eda etmezse, o tam münafıktır. Allahu Teâlâ bunlar için şöyle buyurdu: “Şüphesiz münafıklar, cehennemin en aşağı tabakasındadırlar.” (Nisa Suresi, ayet: 145)

İnsanların yanında imkân nisbetinde tam ve güzel amel yapar; yanında kimse olmadığı zaman eksik ve noksan tarafına kaçar, fakat terk etmezse, bunun için de eksik sevap vardır. Sonra, yaptığı noksan ibadetlerden sorumludur.

En iyisini Allah (cc) bilir.

Allah (cc) yar, kalpler beraber olsun…

Allah’a (cc) emanet olunuz.

 

KAYNAKÇA:
Tenbihü’l-Gafilin ve Bostanü’l-Arifin, Ebu’l-Leys Semerkandi, Bedir Yayınevi, 2016.

 

Yazar:  Şeb-i Vuslat

 

Bu kategoriden diğerleri: « RİYAYI TERKEDİP, İHLÂSA SARILMAK

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort