JoomlaLock.com All4Share.net

KUDÜS-İ ŞERİF

Kudüs i Şerif

Kudüs-i Şerif - Tamer Doymuş

Sayı : 121 - Ocak 2018

 

Kudüs-i Şerif

 

“Bir gece kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, gözetendir.” (İsra 1)

Hz. Meymune (a.anha) annemiz şöyle demiştir: “Ben bir gün ‘Ya Rasulallah Beyt’ül-Makdis hakkında bize açıklamada bulunsan, dedim. Buyurdu ki: Orası mahşer yeridir. Oraya varıp içinde namaz kılınız. Çünkü orada kılınan bir namaz, başka yerde kılınan bin namaz gibidir. Ben; Eğer oraya kadar yolculuk yapmaya gücüm yetmezse ne edeceğimi haber verir misin, diye sordum. Buyurdu ki: Sen oraya zeytinyağı hediye edersin, aydınlatılmasında kullanılır. Kim bunu yaparsa oraya varmış gibi olur.”

Kıblenin Kabe olması:

“Biz yüzünü göğe doğru evirip çevirdiğini görüyoruz. Onun için herhalde seni hoşnut olacağın bir kıbleye döndüreceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram’a çevir. Siz de nerede bulunursanız yüzlerinizi ona doğru çeviriniz. Şüphe yok ki kendilerine kitap verilenler bunun Rablerinden gelen bir hak olduğunu pekiyi bilirler. Allah onların yaptığından gafil değildir.” (Bakara144)

El-Berrâ bin Âzib’dan (ra) rivayet edilen bir hadisi şerifi şöyle naklediyorlar: “Rasulullah (sav) Medine’ye ilk gelişlerinde Ensarilerden dayısı oğullarının yanına vararak altı ay kadar namazını Mescid-i Aksa’ya yönelerek kıldı. Rasulullah’ın Kabe’ye yönelmesi ilk defa ikindi namazında vaki olmuş, cemaati de onunla aynı yöne dönmek suretiyle namaza devam etmiştir. Hz. Peygamber Efendimiz’in ashabıyla beraber İlk defa Kabe’ye yönelerek kıldığı namazdan sonra sahabelerden biri cemaatten ayrılarak Mescid-i Saadet’e gitti. Oradaki cemaatin yine Mescidi Aksa’ya yönelik namaz kıldıklarını, hem de rükûa gitmiş bir halde iken görünce onlara: “And olsun, ben Rasulullah’ın Kabe’ye yönelerek namaz kıldığına, Allah (cc) için şahitlik ederim.” dedi. Bunu duyanlar namazda iken hemen Kabe’ye yönelerek namazlarına devam ettiler.

Kıble ile ilgili diğer ayeti kerimeler:

“İnsanlardan bir kısım beyinsizler, “Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları çeviren nedir?” diyecekler. De ki: “Doğu da batı da Allah’ındır. O dilediğini doğru yola iletir.” (Bakara,142)

“İşte böylece sizi, insanlığa şahitler olmanız, Rasul’ün de size şahit olması için mutedil bir millet kıldık. Biz daha önce yöneldiğin (Kudüs’ü), ancak Peygambere uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yapmıştık. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.” (Bakara,143)

“Yemin olsun ki Sen Ehli kitaba her türlü ayeti getirsen yine de onlar Senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer, onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman Sen zalimlerden olursun.” (Bakara,145)

İslam’ın kutsal şehirlerinden Beytü’l-Makdis; Mukaddes, el-Kuds ve Kuds-i Şerif gibi adlarla da anılır. 

Kudüs, bugün Siyonist İsrail tarafından işgal edilmiş durumda bulunan Filistin topraklarının ortalarında, Lut Gölü’nün yaklaşık yirmi dört km batısında, Akdeniz’den yaklaşık elli km içerde, denizle Şeria Irmağı arasında yer alır. Kudüs’ün deniz seviyesi 750m’dir. Yirminci yüzyılın başlarında Kudüs’ün nüfusu yetmiş ila yüz bin civarındadır; kırk beş bin Musevi, on beş bin Hıristiyan, on bin Müslüman tarafından oluşturulmaktaydı. Daha sonraları bu nüfus oranları Yahudilerin lehine olarak hep değişmiştir.

Beş bin yılı aşan tarihiyle dünyanın en eski kentlerinden birisi olan Kudüs’ü M.Ö. 1000 dolaylarında Hz. Davud devletinin başkenti yaptı. Oğlu Hz. Süleyman Kudüs’ü genişleterek Beytü’l Makdis adıyla ünlü Mabed’i inşa ettirdi. Böylece Kudüs o dönem İslâm’ın merkezi oldu.

El-Mescidü’l-Aksâ, Kudüs’te eski Süleyman mabedinin bulunduğu yerde inşa edilmiş olan caminin adı. “En uzak mescit” anlamına gelen bu tabir, Kur’an-ı Kerim’de yukarıda mealini verdiğimiz ayette şöyle ifade edilmiştir: “Kulu Muhammed’i, gece vakti, ayetlerimizden bazılarını göstermek için El-Mescidü’l-Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız el-Mescidü’l-Aksâ’ ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. O, her şeyi işitir ve görür” (İsra, 1)

Mescid-i Aksâ’ya (en uzak mescit) bu ismin verilmesi, Mekke’deki Mescid-i Haram’a yaya yürüyüşü ile bir aylık mesafede bulunmasından dolayıdır. Kudüs’e kutsallık veren yapılar Haremu’ş-Şerif içinde yer alır. Kentten duvarlarla ayrılan Haremu’ş-Şerif’te, Mescidu’l-Aksa ve Kubbetü’s-Sahra bulunmaktadır.

Yeryüzünde Mescid-i Haram’dan sonra yapılan en eski mescitlerden birisi Mescid-i Aksa’dır. Yapımına Davud (as) başlamış ve Hz. Süleyman (as) tarafından tamamlanmıştır Mescid-i Aksâ, hicretin l6. ayına kadar Müslümanların kıblesi idi. Hz. Peygamber Efendimiz’in niyet ile ziyaretine izin verdiği üç mescit arasında Mescid-i Aksâ da vardır.

İslam tarihçilerine göre Kudüs’ün ilk kurucuları Amalika kavmidir. M.Ö. 19. ve 18. yüzyıla ait Mısır metinlerinde Kudüs, bir Kenan site devleti olarak zikredilir. Nabukadnezar şehri üçüncü defa kuşatmasından sonra Kudüs’ü alarak orayı ateşe verdi; şehrin duvarları yıkıldı ve halkı sürgün edildi.

Hz. Ömer’in Kudüs’ü fethi:

Filistin’in kapıları Müslümanlara Ecna-deyn Zaferi’nden sonra açılmıştır. Suriye, Yermük Savaşıyla Bizans’ın elinden alınmış ve Kudüs kuşatılmıştı. 

Hz. Ömer (ra) hilafeti döneminde Kudüs tarafına umumi kumandan olarak Amr b. El As’ı (ra) görevlendirilmişti. Kudüs civarındaki şehirlerin tamamını fethederek 636 yılında Kudüs‘ü kuşattı. Kudüs de bulunan halk ancak halifenin teslim almaya gelmesi halinde şehri teslim edebileceklerini belirttiler. Bunun üzerine durum Hz. Ömer’e bildirildi. Hz Ömer (ra) haberi alır almaz istişare etti ve yerine Hz. Ali’yi bırakarak Kudüs’e doğru hareket etti. Komutanlar Hz. Ömer’i Cabiye Köyü’nde karşıladılar. Kendi sade kıyafetlerine karşılık komutanlarının süslü, sırmalı elbiseler giydiklerini gören Hz. Ömer (ra): “İnşaallah kıyafetleriniz gibi, fikir ve kanaatleriniz de değişmemiştir.” dedi. Kumandanlar: “Ey Müminlerin Emiri! Bu bir kuru gösterişten ibarettir. Üzerimizdekilerden, silahlarımızdan başka, eşya olarak bizi ilgilendiren, derinden kendine bağlayan bir şey yoktur. Bundan emin olabilirsiniz, biz umduğunuz ve beklediğiniz İslam kumandanlarından başka kimseler değiliz. Fikirlerimiz ve İslami anlayışlarımız değişmemiştir.” dediler. Hz. Ömer bu sözlerden sonra rahatladı. Daha sonra kumandanlarıyla şehri teslim alma şartlarını görüştü. Şehir eşrafından kimseler de toplantıda hazır bulundular. Kendileri cizyeye rıza gösteriyorlardı. Muahede yazıldı ve imzalandı. Bu anlaşmaya göre bölge halkının “Can, mal ve din dokunulmazlığı” garanti altına alınmış oluyordu. Hz. Ömer (ra) Kudüs’e girerek Mescidi Aksay’ı ziyaret etti ve burada şükür secdesi yaptı.

Kadı olarak tayin ettiği Ubade b. Samit’den halka İslam’ı öğretmesini istedi. İslam ordusu kumandanlarına gerekli emir ve tavsiyelerde bulundu. Ayrıca şehirde Beytü’l-Makdis’in mukaddes hatırasına da bir mescit yaptırdı ve kıblesini Kabe tarafı olarak tespit etti. Buraya daha sonraki dönemlerde Emevi halifelerinden olan Abdülmelik “Kubbetü’s-Sahrâ”yı yaptırdı. O dönemde Kudüs’te yapılan en önemli imar faaliyeti Kubbetü’s Sahra ve Mescidi Aksa’nın inşası olmuştur. Kubetü’s- Sahra İslam mimarisinin bilinen ilk kubbeli eserlerindendir.

Kudüs, Müslümanların hâkimiyetinde bir ilim-irfan merkezi olmuştur.

Evzai, Süfyani Sevri, Leys b. Sad ve Muhammed İdris eş-Şafii şehri ziyaret ederek dersler verdiler. Aynı yüzyılda Rabiatü’l-Adeviyye, Bişr el-Hafi, Seri Sakati gibi büyükler de Kudüs’e gelerek orada bulunmuşlardı.

Şafii âlimlerinden Nasır b. İbrahim el-Makdisi, Nasıriyye Medresesi’ni kurdu. Hanbeli mezhebi âlimlerinden olan Ebu’l-Ferec Eş-Şirazi Kudüs’te dersler verdi. İslam dünyasının çeşitli yerlerinden çok sayıda meşhur âlimler Kudüs’e gelmeye başladı.

Endülüs’ten İbn Ebi Rendeka et-Turtişi, Tus’tan Ebu Hamid el-Gazzali, İşbiliye’den Ebu Bekir İbn Arabî de gelenler arasında bulunan âlimlerdendir. Fatımiler döneminde Filistin’de tıp alanında büyük gelişmeler oldu. Muhammed b. Ahmed et-Temimi’nin de aralarında bulunduğu birçok tabip burada yetişti. Yine Memlüklüler döneminde, müfessir Burhaneddin ibn Cemaa, tarihçi ibn Ebu Uzeybe, muhaddis İbn Hilal el-makdisi, fakih İbnu’d-Deyri, matematikçi İbnu’l-Haim, mutasavvıf İbn Nakib el-Makdisi sayılabilir.

Birinci Haçlı seferinde 17 Haziran 1099’da Yafa Limanı’na gelen iki Cenova ve dört İngiliz gemilerinden aldıkları yardımla şehre saldırmak için gerekli hazırlıkları yapan haçlılar, beş hafta süreyle Kudüs’ü kuşattılar. 15 Temmuz 1099’da şehir düştü ve Kudüs’te büyük bir yağma başladı. Müslümanlar Kudüs’ü fethederken Hz. Ömer Hristiyanlara can, mal güvenliği sözü vermiş ve bir anlaşma yapmıştı. Haçlılar ise tam aksine bir davranışla şehirde bulunan tüm Müslümanları ve hatta Müslümanlara yardım ettikleri gerekçesiyle bütün Musevileri öldürerek dünyada eşi görülmemiş bir vahşet örneği sergilemişlerdi. Haçlılar ellerinde kılıç şehirde dolaşıp hiçbir canlı bırakmadılar, bütün evlere girip ne buldularsa aldılar. Kurbanlarının sayısı kesin olarak bilinmemekle beraber bilinen husus, Kudüs’te bulunan bütün Müslüman ve Musevilerin öldürüldüğüdür. Bu cinayetler İslam dünyasını yasa boğdu.

Haçlılar Kudüs’te bulunan bütün İslami eserleri de yağmaladılar. Kubbetü’s Sahra’da ve Mescid-i Aksa’da bulunan değerli eşyaların bir kısmını tahrip ettiler; bazılarını çalıp götürdüler. Camileri kiliseye çevirdiler veya başka maksatlarla kullandılar. Mescidi Aksa Camii’nde değişiklikler yaparak krallarının sarayı yaptılar. 

24 Aralık 1144’de İmadüddin Zengi’nin Urfa’yı fethetmesiyle Kudüs‘ün kapıları tekrar Müslümanlara açılmış oluyordu.

20 Eylül 1187’de Selahaddin Eyyubi Kudüs önlerine gelerek şehri kuşattı ve miraç kandiline denk düşen 2 Ekim 1187’de Bir Cuma günü Selahaddin Eyyubi Kudüs’e girdi. Halkına eman verildi, şehirden gitmek isteyenler de eşyalarını alarak çıktılar. Patrik araba dolusu servetiyle Kudüs’ten çıkıp gitti. Bir süre Kudüs’te kalan Selahaddin Eyyubi, haçlılar tarafından saraya çevrilen mescidi Aksa’yı asliyesine çevirdi. Haçlıların yaptıkları değişiklikleri ortadan kaldırdı.

Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık Zaferi’nden (29 Aralık 1516) sonra Kudüs Osmanlı hâkimiyetine geçti. Bu tarihten itibaren başlayan Kudüs’teki Osmanlı hâkimiyeti 1917 ‘ye kadar yaklaşık dört asır sürmüştür.

Kanuni Sultan Süleyman döne-minde Kudüs’te, Kubbetü’s-Sahra’nın yenilenmesiyle başlayan imar çalışmaları bugün hâlâ ayakta duran surların inşasıyla devam etti. Yapımı beş yılda tamamlanan, uzunluğu 3 km, yüksekliği on iki metreyi aşan surların otuz dört kulesi ve yedi kapısı vardır. Şehre su getiren kanalların tamiri, suyun dağıtıldığı havuzların yenilenmesi yanı sıra beşi surun içinde olmak üzere altı çeşmenin inşası olmuştur.

Padişahın eşi Hürrem Sultan’ın 1551’de yaptırdığı, camii, medrese, han, ribat ve imaretten oluşan ve günümüzde hâlâ ayakta duran bu külliye önemli Osmanlı eserlerindendir. Kudüs’ün eğitim ve kültürel hayatının en önemli kurumlarından biri de kütüphanelerdir. Bunlardan en eskisi Mescidi Aksa Kütüphanesi’dir. Burada bulanan kitapların çoğu haçlılar tarafından yakılmıştır.

Osmanlı döneminde Kudüs’te, tekstil, boyacılık, dericilik, sabun ve metal atölyeciliği dallarında sanayi üretimi dikkat çekmektedir. 1863’te Kudüs Belediyesi teşekkül etti. Sancak yönetimini düzenlemek üzere bir idare meclisi kuruldu.

Kudüs Belediyesi, şehrin temizliği, kanalizasyon sistemi, aydınlatılması, sokak-ların tanzimi ve ağaçlandırılması gibi alanlarda önemli hizmetler verdi.

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında ulaşım sisteminde belirgin bir iyileşme gerçek-leştirildi. 1865’te Kudüs telgraf sistemine kavuştu.1868’de Kudüs-Yafa karayolu,1892’de Kudüs-Yafa demiryolu hizmete açıldı. 

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Avrupa kökenli kültürel, dini, siyasi kuruluşlar Kudüs’deki yatırımlarını artırarak sürdürdüler. Batılı devletleri bir taraftan azınlıklar lehine baskılarını arttırırken diğer taraftan kendi aralarında nüfus mücadelelerine girdiler.

İngiltere, bilhassa Yahudilerin hamili-ğini üstlenmeye çalıştığı gibi Kudüs’ün çevresinde bir Protestan Hristiyan nüfusu oluşturdu. Fransızlar Katolik gruplar, Ruslar Ortodoks gruplar üzerinde etkilerini yoğunlaştırdı. 1870’ten sonra Yahudi göçünün giderek artması,1882 ve 1905’te gerçekleşen iki büyük Yahudi göç dalgası Kudüs’ün nüfus yapısını değiştirmeye başladı. 

Son dönemin en önemli sorunu yasadışı Yahudi göçü idi. Osmanlı Devleti Yahudi göçünü engelleme adına birçok önlemler aldı. Özellikle ikinci Abdülhamid Han döneminde Siyonizm ve Filistin’e Yahudi göçüne karşı yoğun çabalar sarf edildi. On dokuzuncu asırda Kudüs farklı mecraya girdi. Batılı konsoloslukları kurulmaya başlandı. Selahaddin Eyyubi’nin kaldırdığı çan yeniden kuruldu. Kiliselerin sayısı iki katına çıktı. Birçok sinagoglar, Musevi ruhban okulları açıldı.

Kudüs’ün Siyonistlerce işgali süreci 19. yüzyılın sonlarında başladı. Dünyanın dört bir yanına dağılmış bulunan Yahudiler 19. yüzyıl başlarında kurulan Siyonist örgütlerce Filistin topraklarına göçe teşvik edildiler. Rusya’da yaşayan bazı Yahudilerin göçmesiyle Filistin’de ilk Yahudi yerleşme bölgesi kuruldu (1882). 1905’te Rusya’daki ihtilal hareketleri nedeniyle ortaya çıkan ağır baskılardan kaçan Yahudilerin de Filistin’e göçmesi üzerine buradaki Yahudi nüfusu 90 bine ulaştı. Bu sayı 1925’te 110bin, Hitler’in Almanya’da iktidarı ele geçirmesiyle Almanya’dan yapılan göçlerle 1939’da 450 bini buldu. 1917’de Kudüs ve Filistin topraklarını işgal ederek 1948’e kadar ellerinde tutan İngilizler, Yahudilerin yerleşmelerine büyük kolaylıklar sağladılar. 2 Kasım 1917 yılında Balfour Deklarasyonu ile İngiltere Yahudilerin bölgede siyasi bir varlık oluşturmalarını destekleyeceğini açıkladı.

Bu sıralarda İngiltere ve ABD desteğini arkasına alan Siyonist terör örgütleri Filistin’in Müslüman halkına karşı terör ve katliam hareketine başladılar. Uluslararası alanda yaptıkları çalışmalar sonunda 1947’de BM’den Filistin’de bir Arap-Yahudi devleti kurulması yönünde bir karar çıkartan Siyonistler, İngilizlerin bölgeyi boşaltmaları üzerine Filistin topraklarının büyük bir bölümü ile Kudüs’ün yarısını işgal ederek İsrail devletinin kurulduğunu ilan ettiler (1948). Haziran 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın ardından İsrail Kudüs’ün tamamını işgal etti ve burasının “sonsuz ve bölünmez” başkentleri olduğunu açıkladılar. 1987’de Müslümanların haklarının kısıtlanması üzerine Müslümanlar intifada başlattılar.

Kutsal Kudüs, bugün de Siyonizm’in işgali altındadır. Siyonist örgütlerin yürüttükleri terör ve katliam hareketleriyle Siyonist devleti kuran Yahudiler, o günden bu yana yürüttükleri soykırım ve zulüm politikalarıyla sayısız Müslümanın hayatına son vermekle kalmayarak bir milyonu aşkın Müslümanın yurtsuz kalmasına daneden oldular.

 


Kaynakça:
-Sünen-i İbn-i Mace
-Mefatihul Gayb, İmam Kurtubi
-Ahkâm Tefsiri, Sabuni
-Peygamber külliyatı, Dimaşki
-İslam Tarihi, Hüseyin Algül
-İslam Tarihi, İbn Esir
-İslam Ansiklopedisi, DİB

 

Yazar:  Tamer Doymuş

 

Bu kategoriden diğerleri: « DİN HAYATIMIZIN NERESİNDE?

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort