JoomlaLock.com All4Share.net

ÇOCUKLARDA AİDİYET DUYGUSU

Çocuklarda Aidiyet Duygusu

Çocuklarda Aidiyet Duygusu - Yusuf-i Kenan

Sayı : 117 - Eylül 2017

 

Çocuklarda Aidiyet Duygusu

 

Aidiyet, doğuştan gelen bir ihtiyaçtır. Aynı zamanda kişinin bu ihtiyacını gidermek için giriştiği yakınlaşma çabasıdır. Aidiyet, insanın kendini emniyet ve güven içerisinde hissettiği kişi ve grupla duygusal bağ kurmasıdır. Kişi duygusal bağ kurduğu yerden sosyal yaşam kuralları ve davranışlar edinir. Yaşamda karşılaşacağı problemleri, aidiyet kurduğu kişilerin davranışlarına bakarak öğrenir. Çocuk aidiyet bağını ailesi ile kuramazsa çevresindeki başka biri ile kurma çabasına girer.. Günümüz çocuklarının en önemli sorunu da budur. Aynı evin içinde yaşayan fakat, kılık kıyafeti, yaşam tarzı farklılaşmaya başlayan çocukların asıl problemi aidiyettir. Çocuk aidiyet kurduğu başka birinin davranışlarını örnek alıyordur. Unutulmamalıdır ki benliğin koruyucu kalkanı çocukluğun başından ergenliğin sonuna kadar aidiyettir.

Ailesi ile yaşayan çocuk mecburen önce ailesi ile aidiyet ilişkisi kurar. Büyüdükçe dış dünya ile tanışır, farklı kişiler ve ortamlar görür ve farklı yerlerde aidiyet ilişkisine girer. Bir mahalledeki arkadaşlar, okuldaki yaşıtları gibi… Burada dikkat edilecek önemli husus “birincil” aidiyet duygusunun nereye tutunduğudur. Eğer bu aileyse sorun yoktur. Çocuk onlardan aldığı güçle arkadaşları ile sağlıklı bağ kurar. Çocuğun birincil aidiyet duygusunu kırmaması da dikkat edilecek bir diğer unsurdur. Çünkü bu kırılırsa aileden adım adım kopma gibi sonuçlar doğurması muhtemeldir. Çocuk kuracağı aidiyet ilişkilerinin nasıl olacağını ailesi ile kurduğu aidiyetten öğrenir. Yaşamı boyunca aidiyetin birkaç farklı boyutunu yaşar çocuk. Bu farklı boyutları biraz sonra incelemeye çalışacağız. Kim kendisini nereye ait hissederse, ait hissettiği yerin davranışlarını edinir. Çocuk başka yere aidiyet kurar ise oranın davranışlarını benimser. Çocuk kiminle aidiyet kurduysa duygusal ve davranış yapılanması aidiyet kurduğu kişi ile gerçekleşir. Aidiyet cok önemlidir. Çünkü ebeveynleri olarak bizleri dinlemesi, önemsemesi, değer vermesi, özellikle ergenlik döneminde asi ve isyankar tavırlar takınmaması işte buna bağlıdır.

Çocukluk üç dönemden oluşur:

0-4 yaş arasında “Bağlanma”, 

4-12 yaş arasında “Aidiyet”,

12 yaş ve sonrasında devam eden “Uyum” süreci… Sırası ile her basamak bir diğerinin zeminini hazırlar, temelini oluşturur. Birinin temelinde sorun olursa diğer aidiyet hissine ge- çiş zor olacaktır. Sadece ailesi ile aidiyet kuran çocuk çevresindeki kişilerle dost, arkadaş çer- çevesinde bağ ku-ramaz. Bu kişiler aslında ailesine düşkün değil, aksine aidiyet gelişimindeki ikinci basamağa çıkamamışlardır. 

Aidiyet doğuştan gelen bir ihtiyaçtır. Aynı zamanda kişinin bu ihtiyacını gidermek için giriştiği yakınlaşma çabasıdır. Aidiyet kişiyi yalnızlıktan kurtarır. Bu duygu ile bir yerlere tutunamayanlar hayatta hep yalnızlık içerindedir. Aidiyet duygusu kuramayanlar bütünleşemezler, kendi yalnızlıklarını oluştururlar. Manevi ihtiyaçları giderilmediği içinde ruhsal problem yaşarlar çoğu zaman. Aidiyet sadece çocukluk döneminin gereği değildir. Yeteneklerini, gücünü keşfeden bağımsızlığını elde eden kişinin bilinçli olarak sevildiği, takdir edildiği, değer gördüğü yere yakınlaşmasıdır. Güvenle kurulmuş aidiyet duygusu kişide “değerlilik” hissi oluşturur. Değerlilik ise yaşam boyu sürecek bir diğer ihtiyaçtır.

Değerler edinimi aidiyetle sağlanır. Anne babanın değer verdiği şeyler çocuk içinde de- ğerli olur. Anne babanın korkuları ve tepkilerini çocuk aidiyetle kopyalar. Aidiyet kişiye problem çözme yeteneği kazandırır. Çocuk nereye bağlıysa ora- nın problem çöz- me şeklini edinir. Çocuk yaşamında çoğunlukla bu yöntemlere başvurur. Sadakat duygusu aidiyetin sonucudur. sadakat birine ölesiye bağlanmak şeklinde algılanmamalıdır. Sadakat değerlerine sahip çıkma, kişiliğine, onuruna, insan olmaktan kaynaklanan değerlerine sahip çıkma demektir. Aidiyet, duygusal doyum sağlar. Aidiyet duygusu ile güvenle bağlanmış kişi duygusal doyumunu da buradan gerçekleştirir. Böylece duygusal ihtiyaçlarını dışarıdan karşılamak için anormal davranışlar sergilemez. Ailesi ile aidiyet kuramamış kişiler okul arkadaşları ile bu bağı kurmak için her türlü zarara uğramayı göze alır. Onların isteklerini yerine getirmeyi vazife edinirler. İsteklerin doğruluğu yanlışlığını sorgulamazlar. Ailesi ile bu bağı sağlıklı kuran çocuklarda bu davranış gözlenmez. Aidiyet duygusunun oluşumu için en önemli şart; çocuğun bağımlılık ilişkisi içerisinde değil, kendisi olabilmesi ve mizacıyla var olarak sevdiği kişiye kaygıyla değil huzur içerisinde bağlanmasıdır. Fiziksel birliktelik var ise aidiyet duygusu var olmaya başlar. “Anne babanın bir numaralı görevi nedir?” diye bir soru sorulsa ya da bir baba kendine “Ben bir kocayım, ben bir babayım, yanımda bir kadın var, çocuklar var, ben aslında kendime aile içerisindeki bir numaralı görev olarak neyi tanımlayayım?” diye soracak olmuş olsa şunu söyleyebiliriz ki, bir kocanın kendisinde vazife olarak göreceği şey; “aile bütünlüğünü sağlayabilmek” olmalıdır. Bir annenin en büyük özelliği de aile bütünlüğünü koruyabilecek zihinsel ve fiziksel bir yapıyı destekliyor olmasıdır.

Baba ve annenin en önem göstereceği şey, çocuklarıyla aynı fiziksel ortam içerisinde bulunmak olmalıdır. Evin içerisinde anne baba çocuk birlikte olmaktan, etkinlikler yapmaktan, bir şeyler anlatmaktan, baba ya da annenin; “Bugün ne oldu biliyor musunuz?” diye evin içerisinde şen şakrak olmalarından, çocuk için okul hayatını anlatmaktan, aynı fizik ortamı içerisinde bulunmaktan keyif almalarıdır. Ev zaten çerçe- veleri belli olan bir ortamdır. Ancak bu ortamın içerisinde aile üyeleri aynı fiziksel mekânı kullanmıyor. Çocuk gitmiş odasında televizyon seyrediyor, hanım gitmiş içerde bulaşıklarla uğraşıyor, adamcağız da oturmuş televizyon seyrediyor. Baktığımız zaman burada fiziksel birliktelik yoktur. Aidiyet duygusunun oluşabilmesi için en temel şart aile üyelerinin günlük olarak en az 2 saat birlikte vakit geçiriyor olmasıdır.

Duygularını, hüznünü, sevincini çocuğuyla paylaşmayan bir anne baba çocuğuyla duygusal birliktelik kuramaz. “Çocuk canım, ne anlar ki!” diyen anne baba çocuğuyla duygusal birliktelik kuramaz. Çocuk anne babanın yüzünden, vücut dilinden duygularını okuyamıyorsa duygusal birliktelik kuramaz. Anne-babalar donmuş bir yüz ile, monoton bir ses ile yaşıyor; kendini paylaşmıyor, duygularını paylaşmıyor, hislerini paylaşmıyor ise çocuk da duyguların paylaşılmadığı yerle aidiyet duygusu kuramaz. İnsanın böyle bir yeteneği yoktur.

Sonuç olarak her şey ailede başlar, ailede biter.

 

Yazar: Yusuf-i Kenan

 

Bu kategoriden diğerleri: « VEREN EL, ALAN ELDEN ÜSTÜNDÜR

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort